Mehmet Özdoğan: Devlet İstediğini Seçerse TÜBA Akademi Olmaz

Mehmet ÖzdoğanBu sefer Türkiye ve Türkiye’nin dünya gündemindeki sütunlarından bir konuyu ele alalım istedim. Son dönemde çoğunlukla sistematik muhalefeti engellemek için hükümetin sıkça kullandığı KHK’lar, Türkiye Bilimler Akademisi’ni (TÜBA) de hedef aldı. Kararnamenin öne çıkan buyruğu, üye seçim yetkisinin hükümet ve YÖK’e verilmesidir. Bu öyle bir konu ki ülkemiz gazetelerinde belki de ilk defa bu kadar yer edinmesini sağladı bilim özgürlüğünün, bilim ve politika bağlantısının. Bir akademinin devlet dairesine dönüşmesine vesile olacak düzenlemeler içeren bu KHK’yı ve kuruluşundan itibaren TÜBA’yı akademinin istifa eden üyelerinden hocamız Prof. Dr. Mehmet Özdoğan’a sorduk. Berkay Dinçer’in katkıları ile 17 Kasım 2011 tarihinde yaptığımız röportajı burada sizlerle paylaşıyoruz.

TÜBA hakkında yayımlanan haber, köşe yazısı ve özellikle okuyucu yorumlarına baktığımızda TÜBA’nın ne olduğunun ve işlevinin anlaşılmadığı açık. Bu nedenle öncelikle bilim akademileri nedir, TÜBA nedir ve ne iş yapar bize anlatır mısınız?

Çok doğru. Bilim akademisi ile bilimsel kurumlar arasındaki fark anlaşılmış değil. Gazete yayınlarından anlaşıldığı kadar TÜBA nedir, ne işe yapar hiç anlaşılmamış, devletin de bunu anladığını zannetmiyorum. Zaten yeni yeni gündeme geldi ve Türkiye’nin bir bilim akademisine sahip olması da çok yeni bir kavram.

Vaktiyle böyle bir gereksinim duyduğu için Atatürk, TTK gibi akademik kurumları Türkiye’ye yerleştirmek istiyor fakat sonra bu yürümüyor. Bilim akademilerine Eski Yunan toplumundan itibaren baktığımız zaman bunun temel kuruluş güdüsü her türlü politikadan inanç sisteminden, baskıdan ve ekonomik kaygılardan bağımsız düşünürlerin bir araya gelmesidir. Bunun nedeni ise farklı görüşlerin baskısı altında kalmayan fakat düşünce tabanı yüksek seviyedeki insanların bir araya getireceği sinerjidir. Fiilen bir iş yapmaları değil, bir ortamı sağlayabilmeleri… Eski Yunan’daki Akademia’nın da kuruluşu buydu, daha sonra en eski en güçlü akademilerden İngiliz Akademisi’ne baktığımızda, İngiltere’nin en çekişmeli döneminde kralcılarla, kralcı olmayanların; birbirleriyle savaşan iki grubun bir araya gelmesinden oluşuyor.

TÜBİTAK gibi uygulayıcı kurumlardan farklı. Uygulayıcı kurumlar doğrudan doğruya ekonomiyle, hükümetlerin politikasıyla bağlantılıdır. Her hükümetin politikaları vardır doğal olarak ama seçimle gelen hükümetlerin müdahale edemeyeceği kurumlar da vardır. Bunlar mesela eğitimdir, bilimdir, sanattır. En azından öyle olması gerekir. Akademilerin de işlevi budur. Ancak lehte ve aleyhte çıkan yazılardan anlaşıldığı kadarıyla bu Türkiye’de anlaşılmamış.

Berkay Dinçer: Akademiler ekonomik olarak bağımsız mıdır yoksa devlet tarafından mı finanse edilir?

Onun farklı modelleri var. Gelişmekte olan her ülke akademiyi gereksinim olarak görüyor. Gereksinim olarak görüldüğü yerde köklü vakıflarla besleniyor olması ve tamamen devletten bağımsız olması esastır. Ama bu heryerde böyle olamayacağından birçok ülkede devlet tarafından kuruluyor, finansmanını devlet sağlıyor ki bu da akademinin başkalarına göbek bağıyla bağlanmaması için. Bir anlamda bağımsızlığını koruması için devlet sahipleniyor.

Biraz önce sizin de belirttiğiniz gibi Avrupa’da oldukça köklü bir gelenek olmasına rağmen Türkiye’de ancak 1993 yılında bir bilim akademisi kuruluyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de Cumhuriyet kurulduğu zaman batılılaşma süreci ile bazı batı kurumları Osmanlı İmparatorluğu’na girmiş. Ama kaç kişiyle, ne kadar potansiyelle kurulmuş bu kurumlar. Cumhuriyet kurulduğunda Türkiye’de sanıyorum hepi topu beş mühendis var. Zaten üniversitede ders verecek doğru düzgün bilim insanı yok bunları ayıklayıp akademi kurmak mümkün değil. Üniversite reformunda bile eğitimli öğretim üyesi bulunamadığı için doktorasızlardan kaliteli olduğu görünenler dahi profesör ünvanıyla ders veriyor, kürsü açıyorlar. İkinci Dünya Savaşı’nda Alman hocaların gelişiyle bir kalite yükselişi var ama sistemde oturmuşluk yok. 60’lar da kurulabilirdi mesela. TÜBİTAK gibi uygulayıcı kurumları kuruyorlar ama o sırada yönetim erki halen uygalayıcı kurumlar ile düşünsel temeli olan bilimsel yapılanmanın arasındaki farkı anlamamıştı. Tabii bunu bilen kim var?Erdal İnönü … İyi bir bilim insanı, tanınmış bir fizikçi olan Erdal İnönü bu farkı bildiği, dünyada ki sistemi bildiği için bunun gereğini yerine getiriyor.

Bugüne kadar TÜBA ile hükümetler arasındaki ilişki nasıldı? Devlet TÜBA’dan nasıl faydalandı ?

Bu hemen hemen olmadı. Kuruluş yasasında TÜBA’nın devlete danışmanlık da yapacağı var. Belli konularda fikir vermeli. Devletin öneri ve açılımları TÜBA’dan beklemesi, böyle bir taleple gelmesi lazım, bu hemen hemen hiç gelmedi. TÜBA gelmeyen talebi karşılamaya çalıştı. Her yıl hazırladığı raporlar, yayınladığı seriler ile sistemi yönlendirmeye çalıştı ama sistem bunu algılamadı. Birçok hükümet, Tüba’nın ne olduğunu bile anlamadan “vardır, kurulmuştur, bir kenarda dursun” diyerekten zararsız bir kurum olarak gördüler. Devlet, TÜBA’yı ne olduğunu anlamadığı bir kurum olarak bir kenarda tutu. TÜBA da inatla devlete yol göstermeye çalıştı. Böyle bir soyut ilişki vardı bence.

Berkay Dinçer: Yani sadece para gönderilen bir kurum olarak mı gördüler?

Evet. Halbuki TÜBA’nın kamoyunda söylenenin aksine bütçesi komiktir ve hatta mali yasası olmadığından da personeli dahi TÜBİTAK’tan ödünçtür.

Akademi üyeliğinde liyakat sistemi esastı. Bu sistem nasıl çalışırdı?

Her akademinin, en köklüleri de dahil, üye seçimi sancılıdır. Ama kötü bir adayın seçilme şansı sıfırdır, iyi bir adayın seçilememe şansı vardır. Çünkü her akademi kendine göre bir filtre koyar. Bunların düzeyi çok yukarıdadır. Aşağı indiğinde akademi akademilikten çıkar. Sovyet akademileri öyleydi, onların akademi kavramı liyakata göre değildi. TÜBİTAK gibi araştırmacıların toplandığı uygulama kurumlarıydılar. Bizim üzerinde konuştuğumuz batı sistemi akademide, gerçek akademide çıta yüksekte olduğu için o çıtayı aşabilmek hemen hemen mümkün değildi. Adaylar birkaç tane filtreden geçer. TÜBA’da da öyledir. Önce komisyondan geçecek, dokuz tane hakemden geçecek, belli kriterleri tutacak, konseyde görüşülecek, akademi genel kurulunda görüşülecek. Bu bazen iki üç yıla yayılan bir süreçtir ve niteliksiz birinin girme şansı hemen hemen yok gibidir, nitelikli birinin bu filtrelerde takılma şansı ise vardır.

Kanun Hükmünde Kararname ile TÜBA’ya üye ataması, başkan seçimi, üye sayısı ve şeref üyeliği yaşının aşağı çekilmesi konusunda değişiklikler yapıldı. Bu değişiklikleri nasıl değerlendiryorsunuz?

Devletin bir danışma kurumu olarak düşünülürse TÜBA, devlet istediğini seçer ama o zaman TÜBA akademi olmaz. Getirilen sistemde TÜBİTAK Bilim Kurulu seçer diyor, şimdi TÜBİTAK Bilim Kurulu’nu zaten hükümet seçiyor, Bilim Kurulu’nun neye göre seçeceğinin tanımı yok. Yani “benim neyim eksik” diyenlerin veyahut belli bir görüşte olanların alınma şansının çok kuvvetli olduğu bir sistem, öyle olmasa bile akademi tanımına uymaz. YÖK bir bilim filtresi değil ki, üniversitenin yönetim sistemi ile uğraşan bir kurumdur. YÖK üyelerinin atanması zaten belli bir sistemin içinden gelir. Bilimsel liyakat bunun işi değil ki! Akademiye güvenilmemesi demek zaten “akademi değilsiniz, akademi istemiyorum” demektir. Bir devlet kurumu olur, danışma kurumu olur. Devletin politikasına uygun kararlar üretecek bir sistem olur ama akademi olmaz.

Şerif Mardin’in üyeliğe kabul edilmemesinin KHK’ların gerekçesi olduğu söyleniyor sizce etkisi var mıdır, düzenlemelerin nedeni ne olabilir?

Onun arkasına sığındılar. Şerif Mardin gibi benim de önerdiğim birçok üyenin seçilemediği oldu. Bana göre çok nitelikliler de vardı bu seçilemeyenlerin arasında ki bunu normal kabul etmek gerekiyor. Şerif Mardin de kendi beyanatında bunun normal olduğunu kabul etti. Geçemezdi büyük bir olasılıkla çünkü çıtası ondan çok daha yukarıda olanlar geçemedi. Şu anda sanıyorum Şerif Mardin’i üye olarak atasalar, bunu kabul etmeyecek kadar kendine güveni olan bir insandır. Genellikle “benim neyim eksik”, “benim de kitaplarım var”, “ben bu sistemin adamıyım”, “şunları tanıyorum” deyip ortaya çıkan ama bilimin ne olduğunu anlamayan insanların ortaya çıkarttığı bir baskı vardı, bunlar sistemi zorladılar bu bir. İkincisi TÜBA’nın çıkarttığı bazı raporlar sanıyorum sistemin hoşuna gitmedi, sanıyorum ki evrim ve bilim politikaları ile ilgili raporlar. Ama bunlar politize raporlar değildi. Tamamen bilimsel temele dayalı olan çalışmalardı. Türkiye’nin bir analiziydi. Bunlardan rahatsız olan ve başka türlü olmasını isteyenlerin de baskısı devreye girdi. Ama Şerif Mardin bahane gibi kullanıldı, kullanıldığı şurdan da belli ilk beyanatlarda Halil İnalcık da söyleniyor, “Şerif Mardin ve Halil İnalcık’ı nasıl almazsınız” gibi, halbuki Halil İnalcık seçilmişti. Seçilmemiş biri değildi ki, zaten yürütmenin asli üyesi İnalcık.

Bundan sonra TÜBA’nın ilgi alanı temel bilimler, TÜBİTAK’ın ki teknoloji olacak deniyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

TÜBİTAK, sonuç olarak bir uygulama kurumudur. O kurumun da temel bilim üretme amacı vardır uygulama kadar, fakat o şu an tamamen geri gitti. Zaten TÜBİTAK’ın eski yapmak istediği şeyi TÜBA’ya yüklemeye çalışıyorlar. TÜBİTAK’ın temel bilimlerle ilgilenen yönünü baltaladılar. Bu bağlamda en son TÜBİTAK’ın Feza Gürsoy Araştırma Enstitüsü kapatıldı. Oradaki eksikliği TÜBA’yla tamamlamaya çalışıyorlar. Bu mümkün değil.

Gerçekten her devletin TÜBİTAK, CNRS, Avrupa Bilim Fonu gibi uygulayıcı kurumlara ihtiyacı var. Sanayinin, gelişmenin gereği teknik donanımı sağlayacak kuruma ihtiyacı var, bu doğrudur. Eksik kalan temel bilimler ki içine sosyal bilimler de girer. Yani fikir üreten bilim üretilmesi… Bunu TÜBİTAK yapıyordu. Bunu öldürdüler. Buna bu kadar gerek duyuluyorsa neden TÜBİTAK’ta öldürdüler? Şimdi TÜBA’ya yüklüyorlar. Burada bir mantıksızlık var. Demek ki ne olduğu anlaşılmadan yapılan şeyler. Bunu başka bir kurum kurarak da yapabilirlerdi, TÜBA akademi olarak kalabilirdi. Başka kurumlar kurmak devletin hakkıdır ama akademiyi ortadan kaldırmak her ikisinin birden olmayacağı anlamına gelir.

Kimi üyeler içerden mücadele edeceklerini açıkladı, oysa siz istifa eden üyelerdensiniz. Neden ?

İstifa bireysel bir karardır ve TÜBA’nın bütün üyeleri belli bir düzeyin üstündedir, hepsinin kendine özgün bir dünya görüşü vardır. Ben kendi adıma içerde kalıp mücadele etmenin mümkün olmayacağını düşünüyorum. Üçte bir olarak, diğer üçte ikisi bir yerde olan bir toplulukla mücadele edilemeyeceğini düşünüyorum, ama bu da önemli değil, yani bağırırsın çağırırsın… Artık akademi niteliğini kaybetmiş bir kurumda neyin mücadelesini vereceksin, kurum akademi olarak kalsaydı kötü bir üye de girseydi ona karşı mücadele verilirdi elbette. Kurum, benim akademi olarak gördüğüm kurum olmadıkça neyin mücadelesini vereceğim. Bir üyenin şöyle bir görüşü oldu; akademi üyeliği bir akademisyene verilecek en büyük payedir, bundan istifa edilemez. Doğru, ama kurum o değil, kurum akademi değil artık… Yani biz üst düzey bilim insanlığından istifa etmiyoruz.

Peki önümüzdeki günlerde atanacak üyeler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Şimdi ilk başta tepkiyi yükseltmemek için alabilecekleri en yüksek seviyede insanları alacaklardır. Bunlardan bazıları belki de liyakatla da girebilecek seviyede olanlar olacaktır. Çünkü bu demek değildir ki şu ana kadar akademiye girmemiş olanlar üyeliğe uygun değildir. Ama giderekten çıta çok daha düşecek, “benim neyim eksik” diyenler girecek ve bir süre sonra politize olacaktır. Hangi hükümet gelirse gelsin politize olmak zorunda, çünkü herkesin işine gelecektir. Bakın aynı şey YÖK’te yaşandı. YÖK iyidir diyen kimse çıkmadı. Her muhalefet, sağ, sol, liberal, ne olursa olsun hepsi YÖK kötüdür dedi ve hükümete gelince hepsi YÖK’ü destekledi. Çünkü işine geliyor. TÜBA için de öyle birşey olacaktır.

Bazı yazılarda ayrılmayanların bu tercihlerinin fonlarla ilgili olduğu iddia ediliyor siz ne düşünüyorsunuz?

Bu çok komik. Çünkü TÜBA’nn bundan iki sene öncesine kadar bir araştırmacıya seyahat gideri, araştırma desteği vb. için verebileceği maksimum destek yılda 6.800 TL idi. İki yıl evvel 18.000’e çıktı. Şimdi TÜBA’daki araştırmacıların gereksinimlerine baktığımız zaman bir aletlerinin yıllık giderinin yanında o rakam komikten de öte kalır. Yani normal bir TÜBİTAK projesinden alabileceği rakam çok daha büyüktür. Buna gerçekten ihtiyacı olanlar arkeologlardır. Yani başka yerden fon bulmakta zorlananların eline geçen bir fırsattı. Fonlamanın kolay olduğu alanlar için komik bir paradır, çok daha yüksek destekleri bulabilirler. O ciddi olmayan birşey, bir karalama. Şimdi basında birşey çıktı istifa edenleri karalamak, istifa etmeyenleri karalamak. İkisi de hoş değil, oradaki herkes bilim insanı ve onu düşünerek iş yapacak olsak hepimiz başka yerlere üye olurduk. Danışman olaraktan “hı” desek üzerini alabileceğimiz pekçok yer var.

İstifa eden üyeler yeni bir oluşum meydana getirecek mi?

Şimdi böyle ciddi bir oluşum var. Daha önceden söylediğimiz gibi Türkiye’nin akademi kurabilecek potonsiyeli yoktu. Ama şimdi Türkiye’nin de bilimsel anlamda dünyada ağırlığı oluştu. Pekçok alanda nitelikli araştırmacılarımız var. Bunların bir kısmı uygulamacı, bir kısmı fikir üretenler. Bir yerde bir araya gelinmesi lazım. Eskiden TÜBA’da bir araya gelinmeye çalışılıyordu. TÜBA yoksa başka bir yerde. Şu anda yasal olaraktan dernek statüsünde görülür ama dünyanın her yerinde şu an istifa edenlerin isimleriyle kabul edilir. TÜBA’nın GEBİT(Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanlarını Ödüllendirme Programı) gibi pekçok fonksiyonunu yapamaz.

Arkeoloji bağlamında TÜBA’ya baktığımızda indekslerde taranan hakemli bir dergi TÜBA-AR, bir kültür envanteri TÜKSEK ve kimi konferansları hatırlıyoruz. Yeni oluşumda benzer projeler olabilir mi?

TÜBA-AR, TÜBA-KET, TÜBA’ya patentli devam ettirmek artık bu kurumun kararıdır. Devam ederse nasıl devam eder, o yeni geleceklerin kararı. Yeni kurulacak oluşumun öyle bir dergiyi çıkaracak gücü yok. TÜBA-AR’ın editörlüğünü biz gönüllü yaptık, ama bunun baskı ve dağıtım maliyetleri de var. Yeni dernek bunun posta parasını bile karşılayamaz. Konferanslar olur, ama bu konferanslar TÜBA’daki gibi kitaplaşamaz.

Berkay Dinçer: Bir ülkede çift akademi nasıl olacak, bir ihtisaslaşma mı olacak ?

İhtisaslaşma olmayacaktır. Bir ülkede birden fazla akademi olabilir. Almanya’da böyle ama ben ötekinin akademi niteliğini kaybedeceğine eminim. Zaten dünyada dışlanacaktır. Şimdi bakın dünya akademilerinin belli birlikleri vardır. Asya Akademiler Birliği, Avrupa Akademiler Birliği gibi. Bunlar akademiler arasındaki bilimsel aktiviteleri denetler ve UNESCO gibi belli organlar üzerinde etkileri vardır. Türkiye bu ağırlığın farkında değil, TÜBA altı yıldır Asya Akademiler Birliği’nin yönetimindedir. Bu birliklerin hepsinin ortak kriteri, üyesini kendisinin, bağımsız olarak seçebilmesidir. Seçemeyen bir kurum tüm üyeleri Nobel’li olsa dahi ihraç edilir.

Bir dernek olarak kurulacak yeni oluşum eskisi gibi akademi birliklerinde görev alabilecek mi?

Evet. Eğer bizim korktuğumuz gibi gelişecekse TÜBA ihraç edilecek. Zaten bir çok akademi devletten tamamen bağımsız, dernek statüsünde.

O halde yeni kurulacak oluşumun tamamen bağımsız olması bir avantaj mı olacak ?

Eskiden de konuşuluyordu biz paramızı devletten alıyoruz, bu bizi bağımlı hale getiriyor, bağımsız olalım devletten para almayalım istemi vardı ama bütün mesele maliyet. Mesela uluslararası akademiler birliğinin bir üyelik ücreti var, zaten TÜBA’nın genel bütçesi bunlara ve GEBİT’e gidiyordu. Bunların bir kısmını bazı akademiler hoşgörü ile karşılayabilirler ama taşıma suyla değirmen nereye kadar döner. Ama en azından Türkiye’de belli düzeydeki insanların birlikteliğini sağlayabilir bir süre, ondan sonrasını zaman gösterecek.

Prof. Dr. Mehmet Özdoğan
Doğum: 1943, İstanbul
Üniversite: 1963-1969, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Prehistorya Kürsüsü
Araştırma Alanları:
Neolitik Dönem: Besin Üretimine Dayalı Köy Yaşamının Başlangıcı ve Yayılımı, Tarihöncesi Dönemlerde Güneydoğu Avrupa-Ege-Anadolu.
Kültür İlişkileri, Jeoarkeoloji, Arkeoloji Politikaları ve Arkeoloji Tarihi, Kültür Varlıkları Yönetimi.
Uluslararası Akademiler ve Meslek Kuruluşlarına Üyelikleri:
Türkiye Bilimler Akademisi(Asil Üye: 2002-2011 KHK üzerine istifa)
U.S. National Academy of Sciences
Alman Arkeoloji Enstitüleri Muhabir Üyeliği
European Association of Archaeologists
Conseil International d’Etudes Indo-Europeennes et Thrace
International Union of Prehistoric and Protohistoric Sciences (UISPP, Daimi Kurul Üyesi)
ICOMOS asil üye
Center for Black Sea Archaeology (ZAKS) Halle, Muhabir Üye
Orta Doğu Teknik Üniversitesi, TAÇDAM Danışma Kurulu Üyesi
Türk Eski Çağ Bilimleri Enstitüsü Derneği