İsrail: Karanlığın Arkeolojik Kalbi

Israel Antiquities Authority, İsrail ve işgal altındaki Filistin topraklarında bulunan arkeolojik mirası yönetmekle sorumlu birkaç kurum arasında yer alıyor. Kurum bin 948’den beri farklı isimler ile, ve değişen/genişliyen yetkileri aracılığıyla arkeolojik mirası yönetmekte. İsrail devletine bağlı her kurum gibi devletin temel ideolojisine, yani  siyonizme sıkı sıkıya bağlı. Tarihi, İsrail devletinin tarihine paralel olacak şekilde, uluslararası hukuk ihlalleri ile dolu. Bu kısa bilgiler dahi kurumun nasıl ve ne şekilde işletildiğini, aldığı kararlarda hangi ölçütleri kullandığını ve kime hizmet ettiğini açıklamada yeterli olacaktır.

Yakın zamanda yaşadığı yönetimsel değişiklik ise, kurumun (İsrail’deki arkeolojinin) siyonist çılgınlığın araçlarından biri olduğu gerçeğini tescilledi. Buna göre İsrail Parlamentosu (Knesset) Kadima Parti üyesi parlamenter İsrael (Yisrael) Hasson’u kurumun yeni başkanı olarak belirledi (ekim ayının sonlarına doğru yaşanan iç tartışmalar söz konusu ismin başkanlığını engelleyemedi sadece koltuğa oturacağı tarihi erteledi). Peki aşırı sağ ve siyonist ideolojiyi benimsemiş Kadima üyesi, Şam doğumlu ve İsrail haberalma teşkilatlarından biri olan Shin Bet’e 20 yıla yakın hizmet etmiş Hasson’un İsrail’deki arkeolojiyi yönetmesinde ne gibi bir sakınca olabilir?

Dışardan detaya odaklanmaksızın göz ucu ile bakıldığında, siyonist ideolojiyi benimsemiş bir devletin herhangi bir kurumuna-kurumun yönetimine, yine siyonist ideoloji için hizmet etmiş birisi getiriliyor. Bu rahatsız edici gerçek ile birlikte her şey doğaldır ve rutin işleyiş devam etmektedir. Yalnız neden olduğu haksızlığı/hak gasbını dahi bir başka haksızlık ile yaparak Filistin halkını katmerli şekilde mağdur eden İsrail, arkeoloji eğitimi almamış ve hiçbir arazi tecrübesi olmayan Hasson’u, yani arkeolog olmayan bir kişiyi arkeolojik mirası yönetmesi için işbu kurumun başına getirmiş oldu.

Yazının başlığını İsrail’deki ender bilim insanlarından alıntıladım. Rafi Greenberg dolaylı yoldan başlığı atmış oldu. Yakın geçmişe kadar İsrail’in arkeoloji alanında yapmış olduğu hak gasplarını, ihlal ettiği uluslararası hukuk kurallarını ve neden olduğu arkeolojik tahribatı ise Filistinli meslektaşım Ahmed Rjoob’tan okuyacaksınız:

İşgal Altındaki Filistin’de İsrail’in Kültürel Mirasın Korunmasına Verdiği Zarar: ‘Kurtarma Kazıları’ Sorunu

Ahmed A Rjoob

Filistin Turizm ve Kültür Bakanlığı

Çeviri: Okan Sezer

Filistin’de yer alan arkeolojik yerleşimler dünyada en fazla araştırılan ve ünik kabul edilen alanların başında gelir. İsrail’in 1967’de gerçekleştirdiği işgal arkeoloji adına Filistin’e ait kültürel mirasın İsrail askeri yönetiminin emrine girmesi ve tahribatın şiddetli bir şekilde artması ile sonuçlandı. Uluslararası hukuk ihlal edildi ve Filistin’e ait kültürel miras İsrailli araştırmacılar tarafından yürütülen sayısız illegal araştırma ile istismar edildi, arkeolojik yerleşimler tahrip edilirken tarihi eser kaçakçılığı hız kazandı. Lahey Sözleşmesi (UNESCO 1954) işgal altında bulunan coğrafyalardaki kültürel mirasın korunmasına dönük önemli antlaşmalardan biri olmasına rağmen, ‘kurtarma kazısı’ konusunda sınırları belirsiz bir tanım mevcut. İsrail söz konusu belirsizlikten faydalanıp bu durumu illegal yol ve yerleşim inşaatlarında ve işgal altındaki Filistin (1) topraklarında bulunan arkeolojik alanların tahrip edilmesinde bir kalkan olarak kullanıyor.

2000’lerdeki Mescid-i Aksa ayaklanması sırasında İsrail Ordusu gerçekleştirdiği askeri operasyonlarla Filistin’e ait kültürel mirası tahrip etti. Nablus ve El Halil’in (Hebron) tarihi şehir merkezleri kasıtlı bir şekilde yok edildi ve daha sonra, neden olduğu telafisi mümkün olmayan arkeolojik tahribat ve işbu özellikleri sayesinde eşi benzeri görülmemiş sıfatını kazanan ırkçı duvar inşa edildi. Irkçı duvar binlerce arkeolojik yerleşimi Batı Şeria’dan ayırarak illegal İsrail yerleşimlerine kattı.

Uluslararası hukuk kaçak kazılarla (2) mücadeleyi ve Filistin’e ait kültürel mirasın korunması ve muhafaza edilmesini İsrail’in görevi olarak kabul ediyor. İsrail ise dünya çapında kabul gören temel koruma ve muhafaza ilkeleri olmaksızın İAF topraklarında yer alan arkeolojik araştırmaları 1967’den beri tekeline aldı. Böylelikle Filistinlilerin insan hakları ihlal edilirken kültürel mirasları birçok kez yok edildi ve söz konusu kültürel miras en temel koruma ve muhafaza koşullarından mahrum bırakılarak tahrip edildi ve Filistin halkı kendi kültürel mirasına ulaşamaz hale geldi.

Özet

Geçtiğimiz yüzyıl boyunca yürütülmüş olan arkeolojik araştırmalar Filistin’deki kültürel mirasın zenginliğini ve çeşitliliğini ortaya çıkardı (Conder & Kitchener 1882; DACH Database 2008; Smith 1998, 58-74). Aynı zamanda bu keşifler güney Levant’ı dünyadaki en ilgi çekici arkeolojik alanlardan biri haline getirdi. Yüzey araştırmaları İAF topraklarında 12 binden fazla arkeolojik ve kültürel yerleşim tespit etti (Taha 2004, 31; DACH Database 2008). 1967’deki işgali takip eden süreçte yoğunlaşan arkeolojik faaliyetler sahip olduğu güç nedeniyle İsrail tarafından yürütüldü.

_____________________________________________________________

1) Metinde  İAF olarak kısaltılacaktır.
2) Burdaki ‘kaçak kazı’ bilimsel sonuçları yayınlanmayan ve bir şekilde İsrail otoritesine bağlı gizli kazı ve araştırmaları ifade eder.

______________________________________________________________

Bu araştırmalar İsrail’in yetki alanına girmeyen arkeolojik yerleşimleri hedefledi ve savaş şartları süresince uygulanması uluslararası sözleşmelerle garanti altına alınan kurallar aşağıdaki yöntemlerle açık bir şekilde ihlal edilmiş oldu:

  • Bilimsel, tarihi ve arkeolojik önemi olan nesnelerin işgal otoritesi -sıklıkla İsrailliler olmak üzre hem İsrailliler (örneğin; üst rütbeli komutanlar, askerler ve siviller) hem de Filistinliler- tarafından alandan kaldırılması.
  • İllegal kazı faaliyetleri. Sadece uluslararası antlaşmalarla yasaklananlar değil, Filistinli araştırmacıların erişemeyeceği şekilde nesne ve bilgi üreten ve genellikle culture-historical kapsamında değerlendirilip illegal işgale meşru zemin hazırlayan kazılar.

Bu illegal faaliyetler çok geniş ve muğlak politik amaçlar uğruna yürütüldü (Abu el-Haj 2001, 130-62). ‘Araştırma’ adına çeşitli alanlar için olanak sunan elverişli durum tesadüfi değil önceden planlanmış işgal hareketlerinin bir sonucuydu. Bunlar askeri karakolların ve yerleşimlerin inşaat ve altyapı çalışmaları ile bağlantı yollarını ve ırkçı duvarın yapımını içermektedir (Chamberlian 2005).

Birçok yerleşim işgal güçleri tarafından telafisi mümkün olmayacak şekilde ya tahrip edildi ya da tamamen yok edildi. Dikkate değer örnekler arasında; Kudüs eski şehirdeki Mughrabi çeyreğinin yok edilişi (Abu el-Haj 2002, 130-32), Doğu Kudüs’te yer alan Filistin Arkeoloji Müzesi’ndeki buluntuların Batı Kudüs’teki İsrail Müzesi’ne taşınması, Beytüllahim’deki Kutsal Doğum Kilisesi’nde (Nativity Church) yaşanan kuşatma (Sub Laban 2004), El Halil (Hebron) ve Nablus’un tarihi şehir merkezlerindeki sınıflandırması yapılmış binaların tahrip ve yok edilmesi (özellikle 2003 ve 2004 yıllarında) sıralanıyor.

Tamamı kişisel ilgi alanıma girmesine rağmen bu makale sadece arkeolojik etkinliklere ve İAF topraklarında İsrail’in yönettiği kazılara yoğunlaşacak. Bu kazılar ‘kurtarma kazısı’ etiketi ile maskelenmektedir. Söz konusu terimin kullanımı kültürel mirasa karşı işlenen suçları tanımlayan herhangi bir sağlıklı dilde eleştiriden muaf tutulamaz (Oyediran 1997, 41-45; Chamberlian 2005). Meselenin genişliği nedeniyle makalenin coğrafi kapsamı Kudüs ve Gazze Şeridi hariç tutularak Batı Şeria ile sınırlandırılmıştır.

Yasal Sorunlar

Devam eden süreci göz ardı ederek arkeolojik miras yönetimini tartışmak imkansız. Filistin 1967’den beri hukuksuz bir işgalin yönetimindedir (Security Council Resolutions Nos 242 & 338, United Nations 1973, 1967). Her türlü işgal gibi bu işgal de en temel insan haklarından birini kısıtlıyor: İnsan Hakları Beyannamesi ile taahhüt edilen hukuki ve politik temelde kendi kendini yönetebilme hakkı (Universal Declaration of Human Rights, United Nations 1948; article 2 & 10). Şu çok net bir şeydir ki illegal koşullar sadece illegal davranışlar üretebilir.

Bu bölüm işgalci bir güç olarak İsrail’in işgal ettiği topraklardaki kültürel mirası korumak için bağlı olduğu uluslararası sözleşmelere bir bakış sunmaktadır. Uluslararası toplum, 1907 Lahey Sözleşmesi’nde olduğu üzre silahlı çatışmalar süresince işgalci güce kültürel zenginliği yok etmeyi ve yağmalamayı yasaklayan birtakım araçlar geliştirmiştir (The Hague 1907, articles 47 & 56). Dördüncü Cenevre Sözleşmesi (United Nations 1949), ‘silahlı çatışma hallerinde kültürel objelere saygı gösterilmeli ve savaşın olası etkilerinden korunmalılar.’ ifadesini kullanarak işgal ettiği topraklardaki her türlü zenginlik tipinin yok edilmesini işgalci güce yasaklayan 33 maddeyi hükme bağladı.

Silahlı Çatışma Hallerinde Kültürel Zenginliğin Korunması için Antlaşma (UNESCO 1954) uluslararası hukukun en önemli sözleşmelerinden birisidir. Dördüncü Madde sözleşmeyi kabul eden taraflara kültürel yağmayı, arkeolojik ve tarihi alanlara dönük saldırıları ve suiistimalin her türlüsünü yasaklayarak gerekli hallerde müdahale etmesini talep ediyor ve taşınabilir kültürel zenginliğe el konulmasını engelliyor (UNESCO 1954).

İsrail tarafından imzalanan UNESCO’nun 1956 tarihli Arkeolojik kazılar için uluslararası ilkeler hakkındaki tavsiye kararı, işgalci gücün işgal ettiği arazide arkeolojik kazı yapamayacağını net bir şekilde taahhüt eder (UNESCO 1956). Ancak, 1970 tarihli Kültürel zenginliğin illegal ihracatını, ithalatını ve transferini yasaklayan antlaşma İsrail devleti tarafından onaylanmadı (UNESCO 1970). İsrail, ne şekilde elde edildiğine bakmaksızın arkeolojik buluntuların araştırılmasına izin veren antik eserler yasasını değiştirmemek için antlaşmaya direndi.

Genel olarak yukarıda bahsi geçen hükümler ahlaki bir sorumluluk oluştururken, kültürel zenginliğin yağmalanmasını ve suiistimali engellemeyi, barbarca etkinlikleri durdurmayı ve bu konularda önlem almayı zorunlu kılıyor. Bunlar herhangi bir arkeolojik malzemenin kaldırılmasını, bir başka deyişle ‘kurtarma kazısı’ bahanesi ile kazı yapmayı işgalci güce yasaklıyor.

Sahadaki Durum

İsrail işgali uluslararası antlaşmaların birçoğunu ihlal etti. Hem savaş hem de barış koşullarında kültürel mirası korumayı amaçlayan 1970 tarihli UNESCO Sözleşmesi’ni onaylamamayı tercih etti. İAF topraklarında yer alan kültürel mirasın korunması ve muhafaza edilmesine ilişkin uluslararası hukuku aşağıdaki yöntemlerle ihlal etmeyi sürdürdü:

  • İllegal kazılar ve yüzey araştırmaları
  • Kültürel mirasın kasıtlı bir şekilde tahrip edilmesi
  • İAF topraklarında yer alan kültürel miras yapılarının koruma ve muhafaza koşullarıyla ilgilenilmemesi
  • İdeolojik ve politik amaçlar uğruna Filistin kültür mirasının suiistimal edilmesi
  • İAF topraklarında ortaya çıkarılan kültür objelerinin kaçırılması ve in situ haldeki bazı taşınmazların (örneğin; mozaik zemin) yerlerinden kaldırılması

İAF Topraklarında Arkeolojik Kazılar

İşgal topraklarındaki arkeolojik kazı meselesi geniş bir konu. 1954 Lahey Sözleşmesi (UNESCO 1954) esnek ve belirsiz olabilir, fakat silahlı çatışma hallerinde uygulanması gereken temel şeylerin sınırını çizmektedir.

İsrail, 1954 Lahey Sözleşmesi ile 1956 Unesco Tavsiye Kararı’nın (yasal bağlayıcılığı yok) arkeolojik kazıları tam anlamıyla yasaklamadığı görüşünü benimsedi. Arap devletleri ise tahribat yaratmaya meyilli doğaları gereği kazıların 1954 Lahey Sözleşmesi tarafından yasaklandığını iddia ettiler (Oyediran 1997, 17-18). Kimi uzmanlar ise, antlaşmanın kazıları yasaklama zorunluluğu olmadığını, ancak her ne olursa olsun hükümler ihlal edildiğinde, 1954 Lahey Sözleşmesi’nin işgalci güce herhangi bir buluntunun ihracatını yasakladığını ve buluntunun işgal altındaki topraklara iade edilmemesini öngören kuralları oluşturduğunu iddia etti (Oyediran 1997, 17-18).

Tüm bunların aksine işgalci güç İsrail, arkeolojik kazıları ve kültürel mirası işgal ettiği topraklara dönük politik iddiasını haklı çıkarmak için ideolojik bir araç olarak kullandı. Yürütülen arkeolojik kazılar sadece uluslararası hukukun ve antlaşmaların ihlali değil, aynı zamanda bu tutum ve kaçınılmaz olarak tek başına İsrail’e tabi olan yöntemler sayesinde, Filistinlilerin geçmişlerini keşfetme hakkının reddedilmesi anlamına gelmektedir.

İsrail kurulduğundan bu yana arkeoloji, halkının duyarlı olduğu yerleşimler ve kutsal metinlere dayandırılan hikayelere paralel olacak şekilde önemli bir ulusal-kültürel uygulama olmuştur. Arkeoloji, kolonici-ulusal paranoyanın biçimlendirilmesi ile İsrail’e ait toprak iddialarının kanıtlanmasında ve bunlara meşru zemin hazırlanmasında kritik bir rol oynuyor (Abu El-Haj 2001, I-2). Böylelikle, 19. yy’dan beri aralıksız olarak Filistin’deki Siyonist projeye destek sunmak ve İsrail’in genişlemesini kolaylaştırmak, Filistin topraklarının gasp edilmesini haklı çıkarmak için  kullanılmıştır (see also Greenberg this volume).

1967’den Günümüze Uluslararası Hukuk Yorumları

1967’de İsrail’in Gazze ve Batı Şeria’yı işgalinden sonra arkeoloji yönetimi iki İsrailli yetkilinin emrine verildi (SOA): birisi, Doğu Kudüs hariç olacak şekilde, Batı Şeria’dan diğeri ise Gazze’den sorumlu tutuldu. Tuhaf olan kısım Doğu Kudüs’teki (işgal altındaki Batı Şeria’nın bir parçası) arkeolojik yönetimin 1990’lara değin İsrail Eğitim ve Kültür Bakanlığı tarafından sürdürülmesiydi, İsrail’in toprak ilhakları nedeniyle. 1990’dan sonra ise -şimdiye dek olacak şekilde- İsrail Eski Çağ Müdürlüğü (IAA) yönetmekte (Oyediran 1997, 41).

İsrail 1967 tarihinden beri uluslararası hukukun kazıları yasaklamadığı görüşünü benimsiyor. Takip eden yıllarda SOA ve IAA, sadece olağanüstü durumlarda ‘kurtarma kazısı’ izni veren uluslararası hukuku çiğneyerek işgal altındaki topraklarda binlerce kazı gerçekleştirdi ve aynı sayıda kazı lisansı yayınladı ve  tüm bunları işgal altında yaşayan halkın ‘yararına’ yapılan inşaat çalışmalarından önce arkeolojik ve kültürel eserleri korumak ve bilimsel bilgi üretmek bahaneleriyle gerçekleştirdi. Kudüs’teki yabancı arkeoloji kurumları (the British School of Archaeology, the French Ecole Biblique et Archéologique, the American W. F. Albright Institute of Archaeological Research ve the German Archaeological Institute) 1967’den sonra bu alanlarda kazı yapmaktan kaçındı ta ki 1994’te Filistin Ulusal Otoritesi arkeoloji yönetimini devralana dek (Oyediran 1997, 42).

‘Kurtarma kazıları’ uluslararası hukuk tarafından kabul edilmesine rağmen işgal altındaki topraklarda yürütülen kurtarma kazılarının yasalara uygunluğu şüphelidir. Kazıların büyük bir bölümü uluslararası hukuk kuralları kapsamında illegal sayılan İsrailli yerleşimler ve bu yerleşimlerin bağlantı yolları gibi alt yapı çalışmaları için gerçekleştirildi.

Örneğin, işgal edilen topraklarda devam eden illegal yerleşim çalışmaları için ‘kurtarma’ olarak adlandırılamayacak genişlikte kazılara ihtiyaç duyuldu. Chamberlian’in itirazları şu şekilde:

Bir yerleşme korumasız haldeyken İsrailliler buluntuların hızlı bir şekilde kaydedilmesini ve kaldırılmasını kapsayan bir ‘kurtarma kazısı’ başlatır ve ancak bu bittikten sonra yerleşme korumaya alınır. Ara sıra bazı yerleşmeler koruma altına alınsa da kazılar genellikle definecilik ve yerleşmenin yok edilmesi ile sonuçlanıyor. Diğer buluntular, mozaik zemin gibi, gelecekte yapılması planlanan araştırmalar adına ortadan kaybedilir. Ayrıca, sözde ‘kurtarma kazıları’ yerleşmenin bütün önemli bağlamlarının yok olmasına neden olur ve bu sayede üretebileceği bilgi sonsuza dek kaybolur (Chamberlain 2005).

Araştırılan arkeolojik yerleşimlerin büyük bir bölümü SOA’nın ürettiği gayrimeşru bahaneler ile kazıldı. Greenberg, İAF topraklarında İsrail’in yürüttüğü arkeolojik faaliyetler ile ilgili yapmış olduğu çalışmadan sonra, bu faaliyetleri ‘karanlığın arkeolojik kalbi’ olarak tanımladı (Greenberg as cited by Rapoport 2006). Kudüs hariç işgal atında bulunan Batı Şeria’daki 700 yerleşimde yürütülmek üzre 1100 kazı izni yayınlandığını keşfetti. 1980’ler boyunca İşgal altındaki Batı Şeria’da yürütülen  kazıların yaklaşık %60’ı İsrailli ve yabancı kurumlar tarafından yönetildi. Bununla birlikte 1993’deki barış sürecinden sonra, 1993 Oslo Görüşmesi ve 1995’te Filistin Kurtuluş Örgütü ile İsrail arasında imzalanan Washington Antlaşması uyarınca tamamen İsrail İşgali’nin kontrolüne giren Alan C’deki (Batı Şeria’nın yaklaşık %70’ini temsil ediyor) bütün kazılar SOA tarafından yürütüldü. 1993 ile 1998 yılları arasında gerçekleştirilen kazıların %95’ini Dr Yitzhak Magen yönetti. SOA’nin verdiği 171 kazı izninden sadece 9 tanesi akademik kurumlar adına düzenlendi (Rapoport 2006).

Halen Batı Şeria’da uygulanan Ürdün Antik Eserler Kanunu’na göre: ‘kazı lisansı sadece bilimsel yeterliliği kanıtlanmış ve tatmin edici sonuçları güvence altına alabilmek adına kazıya mali destek sunabilecek kişilere verilebilir (…) lisanslar keşfedilen eserlerin muhafaza edilme zorunluluğu, devam eden kazılara dair bilgi verilmesi ve bilimsel yayın üretme gibi standart koşulların yerine getirilmesine tabi tutulur’ (Oyediran 1997, 32).

Ancak SOA’nın gerçekleştirdiği kazılar yukarıda bahsi geçen şartları asgari düzeyde dahi karşılamıyor. SOA, önceden planlanmış ve kendisi tarafından yürütülen kazılara lisans çıkarabilen yegane kurum. Arkeolojik çalışmaları bilimsel ilkelere göre sınırlayan Ürdün Antik Eserler Kanunu’nun İsrail ordusunca revize edilmesiyle birlikte antik eser yönetmeliklerine uygun davranmıyor. SOA’dan başka hiç kimse kazıların nerelerde gerçekleştiğini bilmiyor: düzenli bir liste ve yayın zorunluluğu yok,  yayın varsa bile bu, SOA’ya ve önceliklerine bağlı kalınacak şekilde belirleniyor. Elbette ki bunların hiçbiri arkeolojik ya da tarihi bir nitelik içermiyor (Rapoport 2006).

Batı Şeria’da SOA’nın Yönettiği ‘Kurtarma Kazıları’

İsrailli yerleşimlerin yapım çalışmalarıyla ilgili ‘Kurtarma kazıları’

Kudüs ve özellikle Haram-ül Şerif’in (The Great Mosque) güney ve güney batı duvarları boyunca yürütülen illegal kazıların dışında yerleşim faaliyetleriyle ilgili birçok kazı gerçekleştirildi. İsrail, sahada yeni unsurlar yaratma çabası ve uluslararası hukuku, özellikle de Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’ni ihlal ederek Filistin topraklarının hemen her yerinde binlerce yerleşim ve askeri karakol inşa etti (Applied Research Institute of Jerusalem 2005).

İsrail’in illegal yerleşimleri 900’den fazla arkeolojik yerleşim ve yapı ögesi üstünde egemenlik kuruyor (Sub Laban 2004; DACH Database 2008). Örneğin Ma’aleh Adumin adlı yerleşmenin inşası ve Doğu Kudüs’e doğru genişlemesi 1980’ler  süresince devam eden geniş çaplı kazılara neden oldu. Bizans dönemine ait bir manastır kalıntısı ortaya çıkarılırken; Dr Magen 1993 yılı kazılarını Judea ve Samaria’da ve özellikle İsrail genelinde yürütülmüş en büyük kazı projesi olarak tanımladı (Oyediran 1997, 43).

Antik El Halil (Hebron) olarak adlandırılan Tell el-Rumeida, illegal faaliyetlerin tahrip ettiği bir diğer arkeolojik yerleşim. İsrail’in uluslararası hukuk ihlallerine ve sahip olduğu askeri güç vasıtasıyla Filistin kültürel mirasını sistemli bir şekilde yok etmesine verilebilecek en tipik örneği temsil ediyor. Ayrıca Filistin topraklarına, halkına ve kültürel mirasına dönük İsrail yerleşim politikasının en şiddetli örneklerinden birisidir (Sub Laban 2004). Tell el-Rumeida Filistin’deki en geniş höyüklerden ve İ.Ö. 3. binden itibaren aralıksız iskan edildiğine inanılıyor. 1984’te fanatik İsrailli yerleşimciler höyüğün bir kısmını işgal ederek burayı kalıcı bir yerleşime çevirme planlarını duyurdular (Wilder 2003). 1998’te ise İsrail Başbakanı arkeolojik yerleşim üstüne inşa edilmesi tasarlanan kalıcı evler için söz verdi. 2001 yılında inşaatına başlanan 10 adet apartman İsrail hükümetince onaylandı ve finanse edildi. Bir yıl sonra İsrail Sivil Otoritesi (3) 15 adet apartmanı kapsayan diğer bir yerleşim planını onayladı.

Arkeolojik kazılar (İsrail’in illegal işlerini kapsayan) önemli kalıntıları ortaya çıkardı. İAF topraklarında uygulanmış Ürdün Antik Eser Kanunu (1968) uyarınca hatalı faaliyetleri kanıtlamaları adına öneme sahipler (articles 41 & 45). Uluslararası koruma standartlarına olan kayıtsızlık Tell el-Rumeida’nın (Görsel 1) şiddetli bir şekilde zarar görmesine, arkeolojik tabakalarının yok edilmesine ve kültürel kimliğinin bozulmasına neden oldu (Sub Laban 2004).

______________________________________________________________

3) İsrail Ordusu, hükümeti ve Filistin Ulusal Otoritesi arasında devam eden süreçleri düzenlemekle görevli Tel-Aviv’e bağlı kurum.

______________________________________________________________

İsrailli yerleşimlerin altyapı çalışmalarıyla ilgili ‘Kurtarma kazıları’

İşgalci gücün Filistinliler ile temastan kaçınmak adına yerleşimciler için inşa ettiği geniş yol ağları bir başka ‘arkeolojik kurtarma kazılarını’ gerekli kıldı. Söz konusu inşaat çalışmaları Batı Şeria’nın doğal ve kültürel alanlarında daha önce eşi benzeri görülmemiş bir yıkım etkisi yarattı. Belki de içlerindeki en dramatik örnek Ramallah’ın yaklaşık 20 km batısındaki Wadi Natuf kültür alanını tahrip eden 446 no’lu karayoludur (Görsel 2). Wadi Natuf, Mallon tarafından 1924 yılında keşfedilen ve Garrod tarafından 1928 yılında kazılarına başlanan Filistin’deki en geniş prehistorik mağaralardan birine ev sahipliği yapıyor. Kazılar mağaranın yaklaşık olarak İ.Ö.12 bin yıl öncesi Epi-Paleolitik dönemde iskan edildiğini kanıtladı. Kazılardan elde edilen buluntular önemli teknolojik gelişmeleri kanıtlayarak Garrod’un bu teknolojiyi ‘Natuf Kültürü’ olarak tanımlamasına esin kaynağı oldu (named after Wadi en- Natuf). Bu terim tarım öncesi Neolitik toplumları tanımlamada halen yaygın bir şekilde kullanılmaktadır (Ministry of Tourism and Antiquities 2005, 33-4). Bu anahtar yerleşim, onu doğal ve kültürel çevresinden ayıran illegal yol-yapım çalışmalarının yaratmış olduğu olumsuz etki ile zarar gördü.

El Halil’deki (Hebron) 60 no’lu karayolu üzerinde Sa’ir ve Halhoul adlı yerleşimlerin ortasında kalan Khibet Abu-Dwier, İsrail’in illegal kazı faaliyetleri için bir başka örneği temsil ediyor (Görsel 3). Yerleşimin Roma, Bizans ve Eyyubi dönemlerine tarihlenen kalıntıları 1995 yılında SOA’nın yönettiği ‘kurtarma kazılarından’ bir başkasına kurban edildi. Kazılar hakkında ulaşabildiğimiz tek bilgi, birçok buluntunun ortaya çıkarıldığı ve araziden kaldırıldığıdır (Oyediran 1997, 43).

Arkeolojik barbarlık ve yağma adına yapılan kazılar

Yerel yönetmelikler (örneğin, Gazze şeridinde uygulanmış olan 1929 tarihli the British Mandate Antiquities law ve Batı Şeria’da uygulanmış olan 1968 tarihli the Jordanian Antiquities) İsrail işgalinden sonra farklı askeri emir ve düzenlemeler ile zorla kaldırılmış oldu. Bu düzenlemeler kültürel mirasın korunması için yapıldı.

Ancak, Antik Eser Hukuku üzerine İsrail’in yapmış olduğu düzenlemeler şüphelidir ve uluslararası hukuku ihlal etmektedir. 1986 tarihli ve 1166 no’lu Askeri Emir ile Batı Şeria’da geçerli olan 1968 Ürdün Antik Eserler Kanunu kaldırılmıştır.  Bu emir, Ürdün Antik Eserler Kanunu’nu kapsayacak ve daha güçlü olacak şekilde Batı Şeria için SOA’yı yetkilendirdi. Kültürel maddeleri alıkoyma ve kamulaştırma, arazi kamulaştırma, bireyleri arama ve bu tipte işgale askeri fayda sağlayabilecek her türlü hizmet için hak tanınmış oldu. Herhangi bir nedene dayandırılmaksızın ve İsrail otoritesince sunulan izin olmak koşuluyla kültürel objelerin İAF topraklarından farklı bir coğrafyaya taşınması kabul edildi. Tüm bu askeri değişiklikler Filistin kültür mirası adına koruma koşullarını zayıflattı ve 1907 Lahey Sözleşmesi’nin 43. fıkrasını dolaylı yoldan çiğnedi, çünkü bu değişikler zorunluluktan kaynaklanmadı, bir başka deyişle, değişiklikler ilgili antlaşmaları çiğnedi çünkü hem uluslararası hukukla çeliştiler hem de Filistin halkının yararına değildiler (Oyediran 1997, 37-8).

1.1

Tell el-Rumeida'da devam eden inşaat çalışmaları, hemen yukarıda arkeolojik kalıntılar.
Görsel 1: Tell el-Rumeida’da devam eden inşaat çalışmaları, hemen yukarıda arkeolojik kalıntılar.
Wadi Natuf'un çevresindeki kültürel tabiat yol yapım çalışmaları nedeniyle zarar gördü.
Görsel 2: Wadi Natuf’un çevresindeki kültürel tabiat yol yapım çalışmaları nedeniyle zarar gördü.
Yeni bağlantı yolunun kenarına sıralanmış Khirbet Abu-Dwier kalıntıları.
Görsel 3: Yeni bağlantı yolunun kenarına sıralanmış Khirbet Abu-Dwier kalıntıları.

Üstelik, Lahey Sözleşmesi’nin (UNESCO 1954) 4. fıkrası gerekli hallerde sözleşmenin taraflarını hırsızlık, yağma ve diğer barbarca fiiliyatların ve kültürel zenginliğe dönük suiistimalin önüne geçmeleri için görevlendirmektedir. Taşınabilir kültürel zenginliğe el koymayı yasaklamaktadır (UNESCO 1954, article 4).

Arkeolojik yağma Ortadoğu’da genel bir olgu olmasına rağmen Britanya Mandası ve Ürdün otoritesi altında etkileri sınırlandırılmıştı. İsrail işgali süresince süreklileşmiş ve kötü ekonomik koşullar nedeniyle Filistin toplumunda sosyo-ekonomik bir alan olarak kabul edilmiştir. Kötü yaşam koşullarına sahip birçok Filistinli çiftçi, İsrail işgal otoritesinden herhangi bir itiraz gelmeksizin arkeolojik buluntuları İsraillilere (askeri yetkililere ve sivil koleksiyonculara) satabileceklerini fark etti. Örneğin, 1967 yılında İsrail Savunma Bakanı görevine getirilen Moshe Dayan illegal arkeolojik kazıları teşvik etmiş ve sonrasında İsrail’deki en geniş koleksiyonlardan birine sahip olmuştur (Kletter 2003, 3-4).

1967’den sonra Filistin ekonomisi birkaç iş alanına ve İsrail ile yapılan ithalata bağlı kaldı. Birinci (1987) ve ikinci İntifada (2000) süresince iş imkanları ortadan kaybolurken bu iki toplumsal olay çok geniş bir işsizliğin yaşanmasına neden oldu. Yağma ve tarihi eser kaçakçılığı bu kötü ekonomik koşullarda gelişti (Blum 2003).

Uluslararası hukuka göre arkeolojik mirasın korunması ve illegal kazılar ve tarihi eser kaçakçılığı ile mücadele işgalci güç olan İsrail’in açıkça görevi. Ancak, İsrail işgali arkeolojik yerleşimlerin güvenliğini sağlayan uygun ve yeterli yasal önlemleri almak yerine, İAF topraklarında ‘kurtarma kazısı’ bahanesi ile bizzat kendisinin teşvik ederek kolaylık sağladığı gizli kazıları kullanmıştır.

Bu bağlamda Greenberg Batı Şeria’dan sorumlu SOA’ya, yani Magen’e eleştiri getiriyor;

kendini yerleşimleri tahribattan kurtaran bir araştırmacı olarak görüyor. Aslında bu anlayış, Mısırlılar’dan Mısır mirasını ve Yunanlar’dan da Yunanistan mirasını ‘kurtaran’ sömürgeci arkeolojinin doğrudan devamıdır. Saçmalığın ta kendisi olan bu yöntem yerleşimlerin tahrip olmasının asıl nedenidir. Magen hırsızlar için yerleşimlere ‘işaret’ koyuyor. Kazıları tamamladıktan sonra yerleşimi muhafaza etmek için Magen’ın yeterli parası yok. Bizans kilisesinde çok güzel bir mozaik zemin ortaya çıkardı ama daha sonra alanı terk etti ve hırsızlar gelip tüm mozaiği söktü (Greenberg as cited by Rapoport 2006).

Bu tip kazılara verilebilecek birçok örnek var özellikle El Halil (Hebron) bölgesinde; örneğin al Dahria’nın batısındaki Kh. Anab al-Kabir (Görsel 4), Dora’nın doğusundaki Kh. Tawas (Görsel 5), El Halil (Hebron)’in kuzeyindeki Kh Bait Aunon (Görsel 6) vb. El Halil (Hebron)’in çöllük arazisinde bulunan Bani Na’im’in doğusundaki Kh. Al-Qasir (Görsel 7) tipik bir örnektir. SOA hiçbir geçerli neden olmaksızın yerleşimi kazdı, tüm buluntuları bilinmeyen bir yere götürdü ve daha sonra yerleşimi korumasız bir halde antik eser hırsızlarının merhametine terk etti. Eski bir SOA çalışanının iddiasına göre SOA kazısından önce Kh. Al-Qasir yerleşimi oldukça korunaklıydı. Kazı sonrası derin olmayan birkaç defineci çukuru açıldı. Aynı eski çalışan, ‘kazı bittikten sonra yerleşimin zemini oldukça etkileyiciydi: zemin monokrom ve renkli mozaiklerle döşeli ve duvarları ise düzgün ve iyi kesilmiş taşlarla yapılmıştı.

Tahrip edilmiş mozaik zemin, Kh. Anab al-Kabir.
Görsel 4: Tahrip edilmiş mozaik zemin, Kh. Anab al-Kabir.
Tahrip edildikten sonra Khirbet Tawas harabeleri.
Görsel 5: Kh. Tawas harabelerindeki tahribat.
Görsel 6: Tahribattan sonra Kh Bait Aunon'un harabeleri.
Görsel 6: Kh. Bait Aunon harabelerindeki tahribat.
Görsel 7: Kh. al-Qasir harabelerindeki tahribat.
Görsel 7: Kh. al-Qasir harabelerindeki tahribat.

Daha sonra tüm buluntular Kudüs’teki bilinmeyen bir depoya kaldırıldı ve yerleşim terk edildi.’ Devam ederek, ‘Dr Magen Bizans dönemi hakkında yazdığı kitap süresince işbu Bizans yerleşiminin mozaik zeminine odaklandı.’ dedi.

1967’den beri komşu ülkeler ve İAF İsrail pazarı için tarihi eser kaçakçılığının ana kaynağı oldu. Kimi Ürdünlü tacirler Ürdün’deki çeşitlik kaynaklardan tarihi eser satın alıyor ve ticaretin yasal olduğu ülkeler için ilk önce İsrail’e transfer ediyor. Devamında tarihi eser uluslararası pazar için yola çıkarılıyor (Politis 2002, 265). İşleri kolay bir hale getirmek adına İAF topraklarında uygulanan antik eser kanunu, SOA çalışanlarınca yayınlanan lisanlarla antik eser ihracatına izin veren ve bu sayede antik eserlerin kontrolünü zayıflatan İsrail askeri emirleri ile değiştirildi (Oyediran 1997, 34).

İroniktir, Ürdün Antik Eserler Kanunu (1968) özel bir izin olmaksızın işgal altındaki Filistin topraklarında yürütülen kazıları illegal kabul ederken, İsrail Antik Eserler Kanunu (1978) ve İsrail askeri emirleri illegal yollarla edinilmiş tarihi eserlerin koleksiyoncular tarafından toplanmasına ve satışına izin vermektedir. Aynı kanuna göre 1978’den beri İsrail’de keşfedilen bütün tarihi eserler devlet mülküdür. Bu bağlamda lisanslı kazılar tarihi eser tacirleri için kaynak olamaz (Blum 2003). Dolayısıyla, mantık gereği, İsrail’in yasal tarihi eser pazarında yer alan arkeolojik nesnelerin çok büyük bir bölümü İAF topraklarında yürütülen illegal kazılardan temin ediliyor olmalı.

1967’den günümüze işgal altındaki topraklarda yer alan arkeolojik yerleşimlerde gerçekleşmiş hırsızlıkların sayısı net değil ama binleri buluyor olmalı (Ilan et al 1989). Aynı makaleye göre (Ilan et al 1989, 41) her yıl 100.000 arkeolojik buluntu İsrail’i terk ediyor. Sözüm ona çok büyük bir bölümün menşei ‘bilinmiyor’.

Diğer İllegal Faaliyetler

Kültürel Mirasın Bilinçli Şekilde Yok Edilmesi

2000 yılında patlak veren ikinci İntifada’ya (Mescid-i Aksa) İsrail’in verdiği askeri yanıt kültürel mirasın eşi benzeri görülmemiş seviyelerde kasıtlı olarak yok edilmesi ile sonuçlandı. Bu makale uygulanan iki yöntemin altını çizecek: tarihi şehir merkezlerinin yok edilmesi ve ırkçı duvarın yapımı.

Filistin’e ait birçok arkeolojik ve kültürel yerleşim İsrail’in gerçekleştirdiği askeri operasyonlar ile telafi edilemeyecek düzeyde zarar gördü. Bu askeri operasyonların en bilineni Beytüllahim’deki Kutsal Doğum Kilisesi’nde (Nativity Church) uzun süre devam eden kuşatmadır, uluslararası ziyaret merkezlerinden biri olan yerleşim İsrail’in etkinlikleri ile zarar gördü.

Nablus’un tarihi şehir merkezi ikinci İntifada’yı (Mescid-i Aksa) takip eden yıllarda şiddetli bir şekilde vurulan Filistin yerleşimlerinden birisiydi. Nablus ismi İ.S. 72’de inşa edilen Roma kasabası Neapolis’ten geliyor (Ministry of Tourism and Antiquities 2005, 37-9). Şehir, Roma Dönemi’nden günümüze çok geniş bir kültürel çeşitliliği içeriyor. 2003 ve 2004 yıllarında roket ve top atışlarıyla vuruldu ve sonra askeri buldozerler ile tarihi ve arkeolojik yapıların şiddetli bir şekilde yok edilmesine neden olan ‘temizlik harekatı’ gerçekleştirildi (Görsel 8). Cami, kilise ve diğer tarihi bina ve anıtlardan oluşan 310 yapı ya tamamen yok edildi ya da zarar gördü (DACH Database 2008; Sub Laban 2004).

Nablus'un tarihi şehir merkezinde yaşanan tahribat.
Görsel 8: Nablus’un tarihi şehir merkezindeki tahribat.

İsrail güçleri 9 Ağustos 2005’te İbrahimi (Abraham) Cami’nin %60’ını sinagoga çevirirken, El Halil’in (Hebron) eski şehir merkezinde yer alan birkaç tarihi evi doğusundaki Kiryat Arba’nın bağlantı yol-yapım çalışmaları için yıktı (Görsel 9 & 10). Bu yapılar El Halil’deki tarihi dokunun ve İbrahimi Cami’nin etrafını saran kültürel çevrenin değişmez parçalarıydılar (Sub Laban 2004; DACH Database 2008).

Tarihi Filistin şehirlerinin yok edilişleri uluslararası toplum (UNESCO, the World Heritage Centre ve World Archaeology Congress gibi kurumlar) tarafından kınanmasına rağmen, İsrail Filistin’in kültürel mirasını sistemli bir şekilde yok etmeye devam ediyor ve henüz uluslararası hukuk onu engelleyebilmiş değil.

Irkçı Duvar

Irkçı duvar, Nisan 2002’de İsrail tarafından onaylandı. Güvenlik gerekçeleri Filistin’in toprak ve su kaynaklarını işgal etmek için bahane gösterildi. Duvar beton gövdeden, dikenli tellerden, hendeklerden, elektrik verilmiş demir parmaklıklardan, keskin nişancı kulelerinden, askeri yollardan, elektronik gözetleme merkezlerinden, uzaktan kontrol edilen piyade gücünden ve zaman zaman genişliği 100 m’yi bulan tampon bölgeden oluşuyor (Azzeh 2005, 3).

9 Temmuz 2004’te Uluslararası Adalet Divanı (Hague) duvarın ve bütün İsrailli yerleşimlerin uluslararası hukuku ve insan haklarını ihlal ettiğine karar verdi (Azzeh 2005, 3).

Görsel 9: El Halil'in tarihi şehir merkezindeki tahribat.
Görsel 9: El Halil’in tarihi şehir merkezindeki tahribat.
Görsel 10: El Halil'in tarihi şehir merkezinde yaşanan tahribat.
Görsel 10: El Halil’in tarihi şehir merkezindeki tahribat.

İsrail’in en üst mahkemesi de duvarın anayasaya kısmen aykırı olduğuna karar verdi. İsrail ise bu tip kararları hiçe sayarak işgal altındaki Batı Şeria’da yerleşimleri genişletmeye ve duvarın yapımına devam etti. Yerleşimlerin etrafı genellikle duvar ile çevrili ve her biri karayolu ağı sayesinde İsrail ile bağlantılıdır (Azzeh 2005, 3).

Duvar ‘Green Line’ olarak bilinen 1967 sınırları üzerine inşa edilmedi, Filistin’e doğru batırılmış bir hançer gibi, nesillerce Filistin halkının sahip olduğu toprakları işgal ederek onlardan ayırdı, tarım faaliyetleri yürütülen alanları Filistinlilere yasakladı ve Filistin’e ait su ve toprak gibi doğal kaynaklar ile daha farklı kültürel kaynakları zorla ele geçirdi (Applied Research Institute of Jerusalem 2005). Filistin’in arkeolojik, doğal ve kültürel mirası ile oluşmuş Batı Şeria’nın önemli bir bölümünü işgal eden de facto hali temsil etmektedir (Sub Laban 2004).

Bunların yanı sıra felaketle sonuçlanan insani, ekonomik ve sosyal etkileri vardı; ırkçı duvar maddi ve manevi kültürel miras üzerine yıkıcı bir etkiye sahip. Söz konusu yıkıcı etkiler maddi kültürün ötesine geçerek köylülük ve bedevilik gibi Filistin kimliği ile bağlantılı geleneksel yaşam şekillerinin yok olmasına neden oluyor. Duvar binlerce kültürel yerleşimi kesip koparırken Kudüs’ü de Beytüllahim (Bethlehem) ve diğer Filistin yerleşimlerinden ayırıyor (Sub Laban 2004; DACH Database 2008).

Görsel 11: Irkçı duvarın tel örgülerden oluşan bir bölümü, Beytüllahim'in güney doğusu.
Görsel 11: Irkçı duvarın tel örgülerden oluşan bir bölümü, Beytüllahim’in güney doğusu.

zionism 13

Görsel 12: Kudüs yakınlarındaki Qalandia mülteci kampı yakınlarındaki ırkçı duvara ait iki görünüş.
Görsel 12: Kudüs yakınlarındaki Qalandia mülteci kampından ırkçı duvara ait iki görünüş.

Neden olacağı çevresel ve arkeolojik etkilerin dikkate alınmadığını gösterir nitelikte, duvarın yapım çalışmaları sırasında sadece birkaç ‘kurtarma kazısı’ yürütüldü. Kudüs’ün doğusundaki Abu Dis’te yer alan Khirbet Salah (Görsel 13) ender kazılara bir örnektir. Ekim 2003’te Kudüs’ün etrafında devam eden duvar yapım çalışmalarında yerleşim buldozerler ile tahrip ediliyor. Bizans yerleşim kalıntılarına rastlanılmasına rağmen IAA yetkililerinin çalışmaları kısa süreliğine durdurmasından hemen sonra yerleşmenin önemli bir kısmı yok edildi ve üstü toprakla kapatıldı. Üç hafta sonra yerleşmenin üstü toprakla kapatılırken duvarın yapımı tamamlandı ve yerleşim tamamen yok edilmiş oldu. Bu alelacele yürütülen kazı açık hava odalarıyla birlikte bazilikaya, avluya, yerleşim alanına ve sundurma ile ahıra sahip bir Bizans manastırını ortaya çıkardı. Ayrıca avlu kalıntılarının altında haçlarla süslenmiş bir tür kilise mezarı da ortaya çıkarıldı. Merkezi alanda geyiklerin de bulunduğu hayvan ve geometrik motifler ile süslenmiş mozaik bir döşeme bulundu. Mozaik döşeme arkeolojik bağlamından illegal bir şekilde kaldırıldı (Sub Laban 2004).

Görsel 13: Irkçı duvarın neden olduğu tahribat öncesi Khirbet Salah'taki arkeolojik kazılar.
Görsel 13: Irkçı duvarın neden olduğu tahribat öncesi Khirbet Salah’taki arkeolojik kazılar.

Bu gibi uygulamalar arkeolojik yerleşimlerin telafisi mümkün olmayacak şekilde zarar görmesine neden olmakta ve arkeolojik kazılar için kabul edilen uluslararası standartlar ile çelişmektedir.

Makalenin önsözünde bahsedildiği gibi arkeolojik yüzey araştırmaları İAF topraklarında 12 bin’den fazla yerleşimi listeledi (DACH Database 2008). Bu yerleşimlerin birçoğu duvarın yapımı esnasında tahrip edildi ve Tell Rumieda, Kh. Morasress ve Kh. Silon (Shilo) gibi arkeolojik mekanların binlercesi İsrail’e ya da Batı Şeria’daki illegal İsrailli yerleşimlere bağlandı. Filistin Antik Eser ve Kültürel Miras Departmanı’nın verilerine göre, 2460 kültürel miras mekanı yok edildi veya Batı Şeria topraklarından koparıldı (Sub Laban 2004; DACH Database 2008).

14 numaralı görsel/grafik 2167 yerleşimin duvar nedeniyle zarar gördüğünü ve Batı Şeria’dan koparıldığını gösteriyor (Batı Şeria’da bilinen Filistin kültürel miras mekanlarının %18’ini temsil etmektedir). Toplamda kazısı yapılmış 262 yerleşim duvardan etkilenirken (Batı Şeria’daki arkeolojik kazıların %62’sini temsil etmektedir), daha önce kazılmış 37 yerleşim duvarın rotası nedeniyle tamamen yok edilecek.

Görsel 14: Grafiğin solunda arkeolojik mekanların toplam sayısına, sağında ise duvardan etkilenen mekanların toplamını görebilirsiniz. 'Ana mekanlar' geniş arkeolojik mekanları (Khirba/Tell ya da Höyük), 'Tekil buluntu mekanları' ise sarnıç ve mezar gibi mekanları temsil etmektedir.
Görsel 14: Grafiğin solunda arkeolojik mekanların toplam sayısını, sağında ise duvardan etkilenenleri bulabilirsiniz. ‘Ana mekanlar’ geniş arkeolojik mekanları (Khirba/Tell ya da Höyük), ‘Tekil buluntu mekanları’ ise sarnıç, mezar vb mekanları temsil etmektedir.

İstimlak edilen araziler askeri bölge olarak ilan edildi, aslında Filistin yönetiminin elinden alındıkları gerçeğini kanıtlayacak şekilde Filistinli arkeologların erişimine fiilen kapatıldılar. Benzer bir yolla Jericho dışında Ürdün Vadisi’nden kalan diğer doğal ve kültürel mirasın tamamen İsrail’in kontrolüne geçmesi demek olan ve Ürdün Vadisi boyunca yapılması planlanan tasarı halindeki duvar, Ürdün Vadisi’nin İsrail girişini işgal edecek. Kontrolü İsrail’in eline geçecek olanlar arasında; Qumran, Lut Gölü, Ain al Feshkha, vaftiz merkezi, Aşağı Ürdün Vadisi’ndeki Hristiyan manastırları, Kudüs Sahrası, Beytüllahim (Bethlehem) ve El Halil (Hebron) gibi Filistin ulusal kimliği ve ekonomisi ile Filistin’in doğal ve kültürel mirası adına önemi bir hayli yüksek yerleşimler var.

Duvar birçok turistik yerleşimi işgal etmesi nedeniyle ve özellikle Beytüllahim (Bethlehem) ve Kudüs gibi Filistinli şehirler arasındaki turist geçişini engelleyerek İAF’daki kültür turizmini aynı oranda etkilemiştir. Bu strateji İAF ile komşuları Mısır ve Ürdün arasındaki turist akışını durdurmuştur (Sub Laban 2004).

Devlet Koruması

İsrail işgali kazısı yapılan/yapılmış olan arkeolojik yerleşimleri koruma olmaksızın ya da olası bozulmaları azaltan asgari önlemleri almaksızın çok kötü koşullarda terk etti. İsrail işgalinden önce ve işgal sırasında kazısı yapılmış birçok yerleşim İsrail tarafından yapılan müdahale veya ilgisizlik nedeniyle arkeolojik özelliklerini kaybetti. Filistin şehirlerinin ve köylerinin maruz  kaldığı sayısız kuşatma, keyfi sokağa çıkma yasakları, sonsuz yol kapamalar ve askeri yasaklar Filistin Yönetimi’ne bağlı kuruluşların kültürel mirasın korunmasına dönük görevlerini yapmalarını engelledi (Sub Laban 2004). Örneğin, El Halil’İn (Hebron) 20 km kuzey batısında bulunan Tell Qilla 2003 yılında sistemli bir şekilde yağmalandı. Görgü tanıklarının ifadesine göre dörtten fazla buldozer istenmeyen arkeolojik tabakaların kaldırılmasında kullanıldı. Maalesef, İsrail işgal güçleri yağmayı durdurmaya çalışan Filistin Antik Eser ve Kültürel Miras Departmanı çalışanlarına eşlik eden Filistin polisine izin vermedi. Bu sayede Kenan şehir duvarlarının büyük bir bölümü yok edildi ve birçok buluntu kaçırıldı. Ayrıca Filistin Yönetimi’nin saygınlığı ile statüsü ve kültürel mirası koruma kapasitesi büyük ölçüde zedelendi.

İAF’da İsrail’in sürdürdüğü kültürel miras politikalarının Filistin toplumunda yarattığı etki

1967’den beri İsrail işgali keşif, kazı, koruma ve muhafaza gibi kültürel miras ile ilgili her şeyi tekeline aldı. Greenberg’in konu hakkındaki yorumları şimdiye dek İsrailli bir bilim insanı tarafından söylene gelmiş en düşündürücü görüşlerden birisidir:

İşgalci bir güç bölgeye dışarıdan gelir ve yerli halka danışmadan tek taraflı kararlar alır. Arkeoloji sosyal bir öneme sahip, çünkü arazide yer alır ve arkeologlara bir çeşit veto gücü vermektedir. Bu nedenle arkeologlar şeffaf olmalıdırlar; ne yaptığımızı halka anlatmalıyız. Bir tarihçi olarak biz, bir takım meselelere duyarlı olmalıyız. İllegal işlerin döndüğü arazide ne olup bittiğini bilmek zorundayız (Greenberg as cited by Rapoport 2006).

İsrail işgalinin neden olduğu tekelleşme aşağıdaki yöntemlerle Filistin halkının en temel haklarını ağır bir şekilde ihlal etti:

  • Filistin halkını uygun bilimsel teknikler ile yerleşimleri araştırma imkanından mahrum bıraktı.
  • Arkeolojik kazılarda keşfedilen binlerce buluntuyu Filistinli arkeologların ve halkın erişmeyeceği şekilde İsrail otoritesinin gözetimine teslim etti.
  • Kazılardan elde edilmiş ve İsrail otoritesi ile İsrailli akademik kuruluşlarda bırakılan sayısız bilgiye Filistinliler erişemiyor. Daha kötüsü devam eden birçok arkeolojik kazıya dair erişebileceğimiz hiçbir bilgi yok.
  • İşgal otoritesinin kötüye kullandığı güç, yerel antik eser kanunlarını askeri emirler ile değiştirerek ve Filistin halkını önemsemek yerine İsrail ulusal hedefleri için hareket ederek Filistin halkını kendi kültürel mirasından mahrum bırakmış ve bu sayede kültürel mirasına yabancılaşmasına neden olmuştur.
  • Kötüye kullanılan güç arkeolojik yerleşimlerin bulunduğu Filistin topraklarını işgal ederek ve yine arkeolojik buluntulara illegal yollarla el koyarak Filistin halkının kültürel mirasına bir başka şekilde yabancılaşmasına neden oldu. Tüm bunlar Filistinlileri keşfedilen arkeolojik yerleşim ya da nesneleri ilgili kurumlara bildirmemeye teşvik ederken illegal kazılar nedeniyle yerleşimlerin tahrip olmasına katkı sağladı.

Sonuç

İAF toprakları kültürel mirasın korunması ve muhafaza edilmesi için düzenlenmiş uluslararası hukuka meydan okunan bir bölge. Bu duruma sadece işgalin maddi etkileri neden olmadı. İsrail uluslararası hukuka bağlı olan koruma gibi sorumluluklarını reddediyor. Bunun dışında ayrıca, Filistin kültürel mirasının yok edilmesine yardımcı olan ve uluslararası gözlemciler tarafından ayıplanan illegal faaliyetleri yürütüyor. Bunlar İsrail’in sadece imza atmaya ve uluslararası hukuku kabul etmeye karar verdiğini, fakat uygulamayı seçmediğini düşündürüyor.

Bilinmelidir ki hiç kimsenin mirası Arap ve Filistinlilerin mirasından daha değersiz değildir. Kültürel mirasımız Filistinli kimliğimizdir ve günlük yaşamımızın da ayrılmaz bir parçasıdır. Söz konusu kültürel mirasın kasıtlı şekilde yok edilmesi ise sadece Filistin halkının insan haklarına ve onuruna yapılan açık bir tecavüz değil, aynı zamanda insanlığa ait kültürel mirasın önemli bir parçasının da yok olması demektir.

Bibliyografya

Abu el-Haj, N 2001 Facts on the ground: archaeological practice and terminal self-fashioning in Israeli society. Chicago: University of Chicago Press.

Applied Research Institute of Jerusalem 2005 ARIJ monthly report, ARIJ Monthly Report on the Israeli Colonization Activities in the West Bank & Gaza Strip, Volume 89, December 2005 Issue. Available: http://www.arij.org/index.php?option=com_content&task=view&id=187&Itemid=35&lang=en [Accessed May 2010].

Azzeh, M 2005 Israel’s Wall. Special edition of WallMagazine. Available: http://www.nad-plo.org/facts/wall/Wall-Magazine%207-2005.pdf [Accessed May 2010].

Blum, O 2003 The illicit antiquities trade: an analysis of current antiquities looting in Israel, Culture without Context 11 .Available: http://www.mcdonald.cam.ac.uk/projects/iarc/culturewithoutcontext/issue11/blum.htm[Accessed May 2010].

Chamberlain, K 2005 Stealing Palestinian history, This week in Palestine. Available: http://www.thisweekinpalestine.com/details.php?id=1451&ed=107 [Accessed May 2010].

Conder, C & Kitchener, R 1882 The survey of Western Palestine. Volume 2. London: Palestine Exploration Fund

DACH Database 2008 The database of the Department of Antiquities and Cultural Heritage. Unpublished.

Ilan, D, Dhari, U & Avni, G 1989 Plundered — the rampant rape of Israel’s archaeological sites, Biblical Archaeological Review 15, 38. Jordanian Law of Antiquities 1966. Available (in Arabic) at: http://www.dft.gov.ps/index.php [Accessed 1 July 2010].

Kletter, R 2003 A very general archaeologist — Moshe Dayan and Israeli archaeology, The Journal of Hebrew Scriptures 4. Available: http://www.arts.ualberta.ca/JHS/Articles/article_27.pdf [Accessed May 2010].

Ministry of Tourism and Antiquities 2005 Inventory of cultural and natural heritage sites of potential outstanding universal value in Palestine. Ramalllah: Al-Nashir.

Oyediran, J 1997 Plunder, destruction and despoliation: an analysis of Israel’s violations of the international law of cultural property in the occupied West Bank and Gaza Strip. Ramallah: Al-Haq.

Politis, K 2002 Dealing with the dealers and tomb raiders: the realities of the archaeology of the Ghor es-Safi in

Jordan, in N Brodie & K Tubb (eds) Illicit antiquities: the theft of culture and the extinction of archaeology. London: Routledge, 257–67.

Rapoport, M 2006 Buried treasure that’s kept in the dark, Haaretz. Available: http://www.haaretz.com/hasen/pages/ShArt.jhtml?itemNo=8017929 [Accessed May 2010].

Smith, P 1998 People of the Holy Land from prehistory to the recent time, in T Levy (ed) The archaeology of society in the Holy Land. London: Leicester University Press, 58–74.

Sub Laban, A 2004 Destroying history, Jerusalem Forum. Available: http://www.jerusalemites.org/reports/10.htm [Accessed May 2010].

Taha, H 2004 Managing cultural heritage in Palestine, Focus 1, 32–32.

The Hague 1907 Hague Convention (IV) respecting the laws and customs of war on land and its annex: regulations concerning the laws and customs of war on land, 18 October 1907. Available: http://www.unhcr.org/refworld/docid/4374cae64.html [Accessed May 2010].

UNESCO 1954 Convention for the protection of cultural property in the event of armed confl ict. The Hague, 14 May 1954. Available: http://www.icomos.org/hague/ [Accessed May 2010].

UNESCO 1956 Recommendation on international principles applicable to archaeological excavations. Paris: UNESCO. Available: http://www.icomos.org/unesco/delhi56.html [Accessed May 2010].

UNESCO 1970 Convention on the means of prohibiting and preventing the illicit import, export and transfer of ownership of cultural property. Paris: UNESCO. Available: http://portal.unesco.org/en/ev.php-URL_ID=13039&URL_DO=DO_TOPIC&URL_SECTION=201.html [Accessed May 2010].

United Nations 1948 Universal declaration of human rights. Paris: United Nations. Available: http://www.un.org/en/documents/udhr/ [Accessed May 2010].

United Nations 1949 Geneva Convention IV: relative to the protection of civilian persons in time of war. United Nations. Available: http://www.un-documents.net/gc-4.htm [Accessed May 2010].

United Nations 1967 Security Council Resolution 242: the situation in the Middle East (22 Nov). Available: http://www.un.org/documents/sc/res/1967/scres67.htm [Accessed May 2010].

United Nations 1973 Security Council Resolution 338: cease-fi re in the Middle East (22 Oct). Available: http://www.un.org/documents/sc/res/1973/scres73.htm [Accessed May 2010].

Wilder, D 2003 The roots of Tel Rumeida. Available: http://web.israelinsider.com/Views/2024.htm [Accessed June 2009].

 

Yazar Hakkında

Ahmed Rjoob Filistin Turizm ve  Kültür Bakanlığı’na bağlı Yerleşim Yönetimi Departmanı’nda yönetici olarak çalışmaktadır. Ferrara Üniversitesi’nde arkeolojik yerleşimlerin muhafazası ve sürdürülebilir yönetimi üzerine doktorasına devam ediyor.

İletişim: Ahmed Rjoob, Dipartimento di Biologia ed Evoluzione, Sezione di Paleobiologia, Preistoria e Antropologia, Università degli Studi di Ferrara, Corso Ercole I d’Este, 32 IT — 44100 Ferrara, Italy. Email: arjoob@gmail.com