İki Yapımdan İki Tahribat: Muhteşem Yüzyıl ve Hayat Devam Ediyor

Belki pek çoğumuz arkeolojiyi, tarihi; sinemada, televizyon ekranlarında, dizilerde sevdik ilk önce. Ama her halde yine çok geçmeden çoğumuz Indiana Jones’un aslında soğuk savaş kahramanı yağmacı  bir karakter olduğunu ya da Cüneyt Arkın’ın Kara Murat olmadığını anladık. Bu filmlerde bizi etkileyen unsurlar arasında en önemlileri yalan yanlış da olsa dekor, kostüm ve mekanın aktörlüğüydü belki de… Bu işlerin ehli için kulandıkları mekanlar, senaryoları ve ekipleri kadar önemli olmalı sanırım. Lakin bu mekanların herbirinin bu yapımların ötesinde ve üstünde kimlikleri vardır. Burada Topkapı Sarayı’nı, Rumelihisarı’nı vs. anlatmayayım ama vazgeçilmez mekanlardan birini anmalıyız ki o, Yarımburgaz Mağarası’dır. Bu mağarada çekim yapan sayısız yönetmen buranın Paleolitik döneme ilişkin çok önemli veriler içerdiğinin, Bizans devrinde ise yer yer düzleştirmelerle ibadet için kullanıldığının farkındalar mı ya da bunu önemsiyorlar mı? Mesela bu bağlamda güncel bir örnekten bir soru gelebilir aklımıza. Muhteşem Yüzyıl dizisinin 30. bölümünde Kalender Şah’lı Pirlere Niyaz Ederiz deyişi sahnesini Yarımburgaz mağarasında çekerken ateşin içinde yandığı derin çukur nasıl kazıldı, yoksa dizi ekibi o ateşli sahneyi çekebilmek için bu mağarada kazı mı yaptı ya da mağaradaki eski açmalardan birini mi kullandılar  acaba gibi. Umalım da izinsiz bir çekim yapmış olsunlar, yoksa böyle bir arkeolojik alanda yetkili makamların izni ile böyle bir çekim yapıldıysa durum çok daha trajik olacak. Gerçi üniversitede derslere konu olduğunda bu mağaranın, bilimsel kazılardan önce ve sonra çok defa film ekipleri ve defineciler tarafından tahrip edildiği hep söylenirdi. Demek ki defineciler, bazı yönetmen ve yapımcılar aynı kefede ve aynı kafadalar.

Gelelim her yapımında yüzde yüz yapay iyilik mesajları vermeyi kendine töre edinmiş Mahsun Kırmızıgül’e. Nasıl olduysa hassas terazisi şaştı ve Mustafa Kemalpaşa’da nam-ı diğer Sinassos’ta taş bir Rum evini yaktı yeni dizisi Hayat Devam Ediyor’un senaryosu gereği. Hem de şakacıktan değil gerçekten yaktı! Hem Kırmızgül hem de kendisi adına savunma yapan yapımcı Murat Tokat (Boyut Film) şöyle dedi:

“Olayın aslı şudur: Dizinin çekimleri için bahsedilen ev, mal sahibinden belli bir süre çekimlerde kullanılmak üzere kiralanmıştır. Bahsedilen yangın ise, sanat yönetmenlerinin kurgusu ve özel efekt destekleriyle gerçekleştirilmiştir. Her sinemacının da bileceği üzere, evin etrafında ‘fasat’ adı verilen malzemeler yanmış ve sanki ev yanıyormuş görüntüsü verilmiştir. Yani aslında ev hiçbir şekilde yanmamış ve zarar görmemiştir ve evin tarihi dokusuna hiçbir zarar verilmemiştir. Bu yangın görüntüsünün ekrana yansıyacak olan halinde ise bilgisayarda yeni efektler eklenerek büyük bir yangın görüntüsü verilecektir. Fotoğrafta yer alan cam ve çerçevelerdeki is görüntüleri de yanmış ev görüntüsü vermek için yine sanat yönetmenlerinin özel bir teknikle uyguladığı boyalardır. Şu anda bu boyalar yine ekip tarafından temizleniyor ve bu taş ev yine ilk hali gibi mal sahibine en kısa zamanda teslim edilecektir.”

Öte yandan Boyut Film kordinatörü Cem Çakır “Biz bu haberi gördüğümüzde çok şaşırdık. Biz belediye, evin sahibiyle ve diğer yetkililerle görüş alışverişi yaparak tarihi dokuya zarar vermeden bu sahneyi çektik. Filmde görülen yangın sahnesi, LPG’li bakır borular ile duvara temas ettirilmeden çekildi. Duvarlardaki is lekeleri danışılarak hazırlanmış özel kimyasallardır” dedi.

Bu açıklamayı pek de samimi bulmadım, Mustafa Kemalpaşa’nın sakinlerinden duyumlarımız birazcık daha farklı, bununla birlikte bazı yerlerin is değil boya olduğunu da doğruluyorlar ki buna da birazdan geleceğiz. Şimdi duyumlarımız üzerinden konuşamayacağımızdan yukarıdaki açıklamaya odaklanalım. Açıklamayı tamamen doğru kabul ettiğimiz de dahi bazı problemler var. Birincisi “yakmadık” ve “fasat adı verilen malzemler” mevzusu ki konuyu önemsemedikleri burdan belli. Evi yakmadık etrafında ateş yaktık diyorlar, yani çevresinde ateş yakmakta bir sorun yok onlar için. Öyle ya bina yerinde duruyor, ayrıntılar ya da o ateşin kontrol altına alınamama riski kimin umrunda. Ayrıca LPG’li bakır borularla yangın sahnesi çekildi ne demek? Hangi uzmana danıştınız, hangi uzman böyle bir gösteriye müsade etti çok merak ediyoruz. Diğer yandan o evdeki isler/boyalar öyle pek de az değildi hani. Yani ikincisi savunmanızda itiraf ettiğiniz “boyadık” meselesi. İs değil de boyaysa onlar bu sizi aklamaz, yine bir tahribat sözkonusu. İsi temizlemek belki daha kolaydır ama taş yüzeylerden boya temizlemenin kolay olmadığı, hatta bazı taş cinslerinde bazı boyaları çıkarmanın nerdeyse imkansız olduğu “bizim mahallede” iyi bilinir. Anlayacağınız özürleri kabahatlerinden büyük.

Herşey bir yana böyle bir yapıyı keyiflerine göre tahrip edip sonra da restore ettiriyoruz, onarıyoruz, ya da Murat Tokat’ın dediği gibi “ilk hali gibi mal sahibine iade ediyoruz” deyip işin içinden çıkmalarına izin vermemeli. Çünkü bu söylem sermayenin kapıda bekleyen yeni sonbahar-kış kreasyonu. Hatta bu modanın haute couture versiyonu kapıda değil, İstiklal Caddesi’inde yerini aldı bile! Demirören AVM, inşaat sırasında ciddi zararlar verdiği Ağa Camii’ni restore ediyor. Üstelik etrafında “değerlerimiz için varız” gibi altını dolduramayacakları güya hassasiyet belirtisi sloganlarla. Yani aynı taktik, önce bozarız sonra da yaparız, parasıyla değil mi gibi satır arası kapitalizm. Londra sokaklarında sarı, İstiklal’de talan moda, anlayacağınız. Bu konuyu başka bir zaman açarız yine dönelim yapımcılarımıza.

Sevgili yapımcılar, cefakar yönetmenler, dizi kültünün kahraman iyilik melekleri, toplumumuzun ışıkları (hepsine birden: ? ve !); eğer biz sanat yapıyoruz, biz yaparız, onu yakmadık etrafında ateş yaktık vs. diyorsanız, Ece Ayhan’ın dediği gibi “sanat ayrıntıdır”. Bu ayrıntı sadece sizin tekniğinizde, kurgunuzda değil kulladığınız mekandadır da aynı zamanda. Mekanın kirasını ödemeniz, şirketinizin büyüklüğü, adınız, senaryonuz için orada herşeyi yapabileceğiniz anlamına gelmez. Size değen, sizin değdiğiniz her konuda ihtimam göstermelisiniz. Anlayacağınız “etrafında” bile ateş yakmamalısınız, “ilk haline” geri getirecek dahi olsanız boyamamalısınız. Tabii ilk paragrafımızın mağarada ateşi keşfeden dizi dizi sakinlerini de orda unutmayalım, onları da buyur ettik bu paragrafın sitemine. Mekan üzerinden sağladığınız etkiden vazgeçmek istemiyorsanız, bu özeni göstermek zorundasınız. Yok göstermeyecekseniz bu özeni, para kazanıyorsanız sadece, ateşle değil desturla bile yaklaşmayın bizim mekanlarımıza, platolarınız paklar sizi! Bu arada aman diyeyim “Bize de derler çakıcı/ yakarız konakları” gibi bir sahne çekmeyin.

NOT: Şimdi bu yazıda yapımcı ve yönetmen sözünü çok kullandım, elbette sözüm hepsine değil. Sözüm yukarıdaki yapımların ve sayısız benzerlerinin sorumlularına.

Fotoğraflar: Fatih Günalp