Alet Yapabilmek: Büyük bir Yetenek ya da Rutin Fiiliyat

Türümüzü diğer primat gruplardan ayıran ve en önemli özelliklerden birisi olarak sunulan alet kullanabilme ve yapabilme beceresi uzun zamandır kimi primatologlar tarafından duymaya alıştığımız şekillerle eleştiriliyor ve bunun (insan dışında kalan primatların alet yapamadıkları düşüncesi) eleştiriye kapalı-değişmesi imkansız bi’ doğru olmadığı yönünde telkinler yapılageliyordu. Halen ahvâl bundan ibaret. Fiks örnekler arasında kimi primatların büyük karınca kolonilerine ahşap sopalar sokup-çekmek suretiyle karınca avlaması belki de en bilindik. İnsan dışındaki türlerin alet yaptığı-yapabileceği yönünde savunular yapmanın ‘’diğer’’ primat grupları yoktan yere yüceltmek insanı ise yermek anlamına geldiğini düşünen grup ki içlerinde çok sevdiğim hocalarım da yer almakta, beri yanda homosantrik düşünce yapısını eleştirmekten geri kalmıyordu. Bunun bi’ çelişki olmadığı yönünde ikna olmam çok güç.

Hammaddesini doğadan edindiğimiz, geliştirilmeye ve de yozlaştırılmaya uygun nesilden nesile aktarılan ve dahi standart olan tüm işgörürler bizim için alet sıfatını taşıyor. Kabul. Zaten çoğunluğu araç ‘’suçlaması’’ ile nötralize edilen örnekler belki de insanı insan kılan ve yine doğada -insanla olan rekabette başarısı yettiği ölçüde- pek çok’’ önemsiz’’ girişimde bulunmuş akrabalar arasında bi’ fark değil birebir ortak özellik. Kurduğu uygarlığı yok eden bi’ uygarlık inşa eden canlı bu tip bi’ motivasyonu son derece doğal, öldürme saplantısı ile değil de yaşama tutkusu ile kurgulanan alet-araç denkleminden sağlıyor olamaz.

Atlanta’daki Language Research Center ve Stone Age Institute iki binli yılların başından beri ortak bi’ çalışma yürütmekte. Bi’ kaç bonobo çifti üzerinde yapılan çalışmalar istenilen sonucu verirse -ki bence gayet şık bi’ şekilde gösterildi bazı şeyler ama emin olmak için erken- alet yapabilme beceresinin sadece homo cinsine ait bi’ özellik olduğu düşüncesi yerle bir edilecek. Başarılı bi’ grafik çizen Kanzi adlı bonobo, diğer türdeşleri gibi rastlantısal hareketler neticesinde yerden bulduğu keskin kenarlı taşı(bu ana kadar araç) istenilen oynu oynadıktan sonra ödül olarak muz alabileceği deneylerde kullanmıyor. Bilakis, oyunun kuralları yarı yarıya ona bırakılacak şekilde kurgulanmış deneylerde flint çekirdeklerden hammer vasıtasıyla keskin kenarlı yonga koparıp işbu yongayı amaç uğruna kullanıyor ve hem de bu sayede başrolü oynamış oluyor.

Kanzi’nin elinden çıkma taş aletler

Bu da demek oluyor ki alet yapmak üstün-erişilemez bi’ yetenek olmak şöyle dursun homo cinsine özgü hiç değil.

Daha önce taş alet yapımı gibi örnekleri ile karşılaşmadığımız bu girişim (insan dışı primatlar) bi’ kaç farklı başlıkla sıkıştırılabilir. Bunlardan ilki farklı tekniklerle nesilden-nesile aktarılabilmesi ki bu durumun bizim Kanzi örneğimizle karşılaştırılabilmesi mümkün değil. Bi’ ikincisi ve belki de mühim olanı keskin kenarından faydalandığı malum işgörürün standartlaşması ve üstünde geleceğe dönük soyutlamalar yapılması. Aslında bu tip bi’ başlık ile Kanzi örneğini çürütmek isteyenler daha bi’ komik geliyor gözüme. Önceki insan türlerinin değil yüz binlik milyon yıllık alet gelenekleri bile bu başlıkta diretenleri inadından vazgeçiremez.

Kanzi iş üstünde

Geçmiş insan türlerinin özelleşmiş taş alet endüstrileri ve bu endüstriler içerisinde yer alan tipik aletler tahmin edemeyeceğimiz sürelerde gelişti, şekil aldı-şekil verdi ve yok oldu. Şu an yeryüzünde bulunan amansız insan rekabeti ve savaşımı arasından sıyrılıp elde ettiği bu becerinin Kanzi’ye ve ailesine insanüstü avantajlar kazandırmasını beklemek ve muhtemel olumsuz durum ‘’bakın insan dışında hiç bi’ canlı alet yapmayı tam anlamıyla beceremiyor’’u kanıtlamaz. Bu sadece hayalcilik olur.

A. Bosei/Robustus çağdaşlarına göre daha az insan olmakla mı suçlanmalı, yoksa fakir alet çantasıyla mı, yahut da beslenme şekliyle mi? Peki ya A.Bosei/Robustus’un dışında Erectus’a göre daha az komplike yani basit aletler üreten-üretmiş olan gruplar yeryüzündeki en büyük şovun yani insan evriminin büyük oyuncu listesinde hiç mi yer almamalı? Bilmiyorum ama alet kullanma ve yapabilmenin homo cinsini diğerlerinden ayıran temel bi’ özellik olmadığını, bu yeteneğin benzer primatlarda halihazırda beklediğini, milyon yıllık tecrübenin farklı sebeplerle beslenip bu hale geldiğini söyleyebilirim.

***

Blog okuyucusuna çok da anlamlı olmayan bi’ not:

Daha önce onlarca belki de binlerce kez paylaşılmış bi’ şeyi sanki ilk defa keşfediyormuşçasına ortalığı ayağa kaldıran zevat aynı zamanda sürekli konuşup hiç bi’ şey yapmayan radikaller gibi davranır. Sokağa adımınızı atar atmaz, belki de sokağa adım atmaya dahi gerek kalmadan yanı başınızda bulduğunuz bu tiplerle aynı mecrada yazı bile yazabilirsiniz. Kendi meslektaşlarını onurlu davranmaya davet eden şahıs yine işbu meslektaşlarına aynaya bakmaları yönünde salık verirken mevzubahis aynayı kendisine tutacak değilim. Verdiği sunumlar edebiyat parçalarken var olan eksikliği gerçek bi’ erdem ile müspet yönde dolaysız ve çıkarsız eleştirmek mi istiyor yoksa gözümüzün önünde hardcore bi’ porno film mi çekiyor sizce. Bana kalırsa yanıt çok açık. Bu malum mastürbasyonu evinde, okulunda, salonunda, yatak odasında falan yapsa bence daha olumlu sonuçlar elde eder.

Evrimin Kayıp Halkası Bulundu

Ama Daha Sonra Halka Olmadığı Anlaşıldı:

Dün sabaha karşı 3:00 sularında tarlasındaki rutin yürüyüşlerinden birini gerçekleştiren çiftçi H.B. ilginç bir manzara ile karşılaştı. Gördüğü manzara sonrası paniğe kapılan H.B. il afet yönetimini arayarak durumu izah etti. Olay yerine intikal eden birimlerin hummalı çalışmaları yeterli olmayınca Karayolları’ndan yardım istendi. Sabahın ilk ışıklarına kadar süren ve zaman zaman Tmo ekiplerinin de destek verdiği çalışmalarda bu şeyin aslında bilim dünyasında evrimin kayıp halkası olarak da bilinen evrimin kayıp prizması olduğu ortaya çıktı.

Uzmanlar (ambar sevk memurları) bunun halka değil de prizma olduğu noktasında ısrarlı.

Keşfin incelenmesine liderlik eden il ambar sevk memurlarından Ferdi Niçe, ‘’Yıllardır yanlış bildiğimiz, bize yanlış öğretilen bir şeyi yıktık. Bu açıdan mutluyuz. Evrimin kayıp halkası diye bir şeyin olamayacağını ben aslında başından beri biliyordum. Zira evrim bir zincirden değil birbiri ardına sıralanmış ve ayağa kaldırılmış dikdörtgen prizmalardan oluşur. Her dik prizma işlevi bitince yıkılır ve bir sonrakine pası atar yıkmak şekliyle. Yani ne bileyim işte, insan evrimi birbiri ile kenetli bir bağdan ziyade birbirini ittirip yok eden etkiden ibaret. Halkımız buna domino etkisi ismini de verebilir sakıncası yok.’’ dedi.

Paniğe kapılan Şefaatli halkını sakinleştirmek ise müftülüğe düştü, bunda korkulacak bir durumun olmadığını minarelerden anons geçen müftülük halkı sükunete çağırdı.

Bu alışılmışın dışında gerçekleşen keşif sonrası ismini vermek istemeyen TÜBİTAK üyesi ise ‘’Yani ben bunu yıllardır iddia ediyordum zaten. Evrimin kayıp halkası diye bir şey olamaz. Olsa olsa evrimin kayıp koniği, efendime söyleyeyim, silindiri olabilir.’’ şeklinde yorumda bulundu.

Benzer haberler:

TÜBİTAK’ın Yeni Projesi: Saça Sürtünen Uçlu Kalemin Yarattığı Kütle Çekimi

Bilgi çağını özensiz kullandığımız ve bunun neticesinde birbirleriyle uyumlu-uyumsuz, ilgili-ilgisiz bilgilerden harmanladığımız çağı çöplüğe çevirdiğimiz gözle görülür bi’ gerçek. Hemen hemen her gün dünyanın sonuna yaklaşıyor, yine bi’ başka gezegende yaşam belirtisi buluyor ve artık yeter diye isyan edebileceğimiz evrimin kayıp halkasını (halkalarını) keşfediyoruz. Sayısını unuttum ama her sene ulusal basınımızın bize sunduğu şekille 5 ila 10 arasında kayıp halkaya ulaşıyoruz. Bunlar neyin nesidir, hangi kıtalar arasındaki fosil boşluklarını doldurur yahut Out of Africa’yı mı destekler yoksa Afrika dışı evrime mi kanıt oluşturur sorulmaz. Evet belki bulunan bi’ şey var ama o şey nedir biz hiç bilmeyiz. Öğrenmek de istemeyiz zaten.

Siz sevgili Arkeoloji Gazetesi okurlarını güvenli internet kullanımı noktasında uyarıyor, içeriği özgünlükten yoksun ve bilimsel bi’ kaygı güdülmeksizin sırf sayfa tıklatma üzerine kurgulanmış kuru ve vasıfsız sitelerden (sözümona arkeoloji siteleri bunlar) uzak durmayı öneriyoruz. Güvenilir arkeoloji siteleri oluşturma ve ham arkeoloji bilgisini topluma sunma noktasında ülke üzerli hiç de küçümsemememiz gereken bi’ tecrübeye sahibiz çünkü.

Not: Bu arada ulusal basında çıkacak olan bi’ sonraki ‘’evrimin kayıp halkası bulundu’’ haberini de yine sizlere, yani bu metni okuma inceliği gösteren sizlere hediye ediyoruz. Kayıp halka bulanın tuttuğu altın olsun efem.

ARKHE

1997 sonbaharı… Üniversite, arkeoloji, yeni arkadaşlar, yeni bir sayfa… Pek heyecanlıydım. Notlarımı iyi tutmam, çok çalışmam lazımdı. Ne de olsa büyüyünce arkeolog olmak istiyordum :) İlk yıl, ilk dönem, üniversiteye bağlı olan Arkeoloji Kulübü’nden haberim oldu. Sınıftan birkaç arkadaşımın da davetiyle, hemen üye oldum.

Okumaya devam et “ARKHE”

Eureka! Yoros Kalesi

Alman bir arkadaşımla tekneyle Boğaz turuna çıkıp Anadolu Kavağı’ndan Yoros Kalesi’ne tırmanalı neredeyse dört yıl oldu. Yaz sıcağında kaleye çıkmak için uzun bir yol yürüdük. Kale tüm heybetiyle yükseliyor karşımızda Bizans’tan çıkıp gelmiş. Bir taraftan Pontos Euksenios’un o vahşi güzelliğine bakıyor diğer taraftan ise Bosphorus’un büyüleyiciliğine.

Okumaya devam et “Eureka! Yoros Kalesi”

Dogmayı Eleştiren Dogmalar Aleminde Bilgi Arkeolojisi

Arkeoloji dalları arasında zorluk derecelerine göre bi’ liste yahut bi’ tür scala çıkarmaya çalışsak bilgi arkeolojisi tercih edilme niceliğine istinaden diplerde hatta kuytu karanlık bi’ köşede kalır. İllegal yapıya sahip bilgi arkeolojisi -ya da bilginin arkeolojisi- method olan yorumun arazi dışında kalan kısmına tekabül etmekte ve bilgiye ulaşmaktan ziyade mevcut bilginin yorumuna ve yorumlarına dayanmakta.

Okumaya devam et “Dogmayı Eleştiren Dogmalar Aleminde Bilgi Arkeolojisi”