Mr. William Shakespeare ile Arkeo-Edebiyat Fasılları

Sabahtan beri dört dönüyorum odamın içinde, baş ucumda Meryem Ana ikonu niyetine Shakespeare portresi seyrediyor beni, heybetli bir salkım söğüt ağacı perdeliyor penceremi, Gülhane Parkı’nda değilim ama Cherry Hinton Parkı kuş uçumu tamı tamına onbeşnoktaiki saniye. Sonra bizim Shakespeare’e bakarken Ufuk Esin’in yıllar önce Portreler Dergisi’ne verdiği bir röportajı hatırlıyorum. Hoca, kendi tiyatro sevgisi üzerinden Shakespeare ile arkeoloji arasında bir bağ kuruyor, Shakespeare’in yapıtlarında geçmişe ilişkin sergilediği yaklaşımın bir arkeoloğun titizliğini andırdığını ifade ediyordu. Richard Sennet, Ten ve Taş: Batı Uygarlığı’nda Beden ve Şehir kitabında Venedik’in Musevi Gettoları’nı incelerken Shakespeare’in “Venedik Taciri” üzerinden benzer çıkarımlara varıyordu.

Okumaya devam et “Mr. William Shakespeare ile Arkeo-Edebiyat Fasılları”

Bozcaada Şarap Müzesi

Sıcak bir yaz gününde Bozcaada’da, Şarap Müzesi’ndeyim. Taş duvarları sayesinde az da olsa serinleyebildiğim bu mekanda geçmişten günümüze Bozcaada’daki bağcılık ve şarap serüvenini anlatan heyecan verici bir yolculuğun içine dalıyorum. Müzede şarap yapımı ile ilgili akla gelebilecek neredeyse her şey var: Üzüm presleri, pres altlıkları, küpler, büyük fıçılar, amphoralar, maya hazırlama kapları, şarap kapları… Müzeyi süsleyen bu zengin malzemeye, adadaki bağcılık ve şarap yapma geleneğini anlatan bilgi panoları eşlik ediyor.

Okumaya devam et “Bozcaada Şarap Müzesi”

Üc Bej Anı

2004 yılı, üniversitedeki ilk günüm, Edebiyat Fakültesi’nin kütlesel binasının önünde dikiliyorum, binanın tüm heybeti, ağır çizgileriyle birlikte üzerime üzerime, omuzlarımın üzerine biniyordu sanki. Bu Atlas’ın dünyayı taşıması gibi hazin ya da bu fakülteye yıllarını vermiş bir öğretim üyesinin görevi gibi iddialı bir “omuza binme” değildi elbette. Sadece üniversitenin ilk gününün tarifi güç, fazlaca heyecanıydı. Büyük bir binanın, geniş koridorlarında, yüksek tavanlarının altında yolumu arıyordum. Çok geçmeden binanın Labyrinthos’u andıran koridorları zihnimi de bir labirente çevirmeyi başardı. Şaşkındım; Bandırma’dan sonra İstanbul şaşırtıyordu insanı, üniversitenin binaları, hocaları, Hergele’deki sohbetleri -idare büyük harflerle ŞEREF HOLÜ demeyi tercih edebilir ama Hergele işte, inadına Hergele!- ile ilk yılın her anında kırılmalarla doluydu zihnim, ardı ardına gerçekler yüzüme çarpıyordu. Kimi zaman bir anfiden geliyordu, kimi zaman koridordaki bir masadan… Alışkındım gerçi bu tür kırılmalara, ne de olsa benim dergah Bandırma’da ki Ozan Sanatevi idi. Üniversitedeki önemli bir kırılma mezun olunca arkeolog olmayacağımız, sadece nasıl bir arkeolog olunacağını öğrenmiş olacağımızı duyduğumdaydı. O an başlamıştık işte yeni birşeyler öğrenmeye. Ama yani şimdi kırılmalarımın tarihi diye kronolojik bir anlatıma başlamayayım. Yalnızca üniversitedeki bir arkeoloji dersinin insanoğlunun başına neler getirebileceğine dair “Üc Bej” anımdan söz edeyim. Okumaya devam et “Üc Bej Anı”

Tik’in Mi Var Derdin Var…

Bugün 10 Haziran ve doktora tezimin üçüncü “TİK’ine” 10 gün kala raporumu hazırlamaktayım. Neler vaat etmiştim, neler yaptığımın hesabını vereceğim özetle.

Tik nedir?

Tik, malum Tez İzleme Komitesi’nin kısaltmasıdır (Bkz. Yönetmelik, Madde 33). Tez yazmak için sadece bir sorununuzun olması ve bu sorunu nasıl çözeceğinizle ilgili sayfalar dolusu şey yazmak yetmez. Bütün bu süreç içerisinde her altı ayda bir danışmanınız ve danışmanınız tarafından belirlenen diğer hocalardan oluşan bir heyete hesap vermeniz de gerekir. Faydalı bir şeydir tabii. İnsanı motive eder böyle şeyler. En azından altı ayda bir… Okumaya devam et “Tik’in Mi Var Derdin Var…”

Bir Pazar Günü Emirgan’da Çay, Kahve… ve Beş Bin Yıl Öncesine Kısa Bir Yolculuk

Geçtiğimiz günlerde Sakıp Sabancı Müzesi’nde Karşıdan Karşıya: M.Ö. 3. Bin’de Kiklad Adaları ve Batı Anadolu adlı bir sergi açıldı. Sergide, Atina’daki Ulusal Arkeoloji Müzesi ve N.P. Goulandris Vakfı, Kiklad Sanatı Müzesi ile Türkiye’den başta Anadolu Medeniyetleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzesi ve İzmir Arkeoloji Müzesi olmak üzere daha birçok müzeden ödünç alınan eserler bir araya getirilmiş. Serginin konusu M.Ö. 3. binde Kiklad Adaları ve Batı Anadolu. Dolayısıyla M.Ö. 3. binyıldan itibaren hem Kiklad Adaları, hem de Batı Anadolu’daki yerleşmelerde ortaya çıkarılan pek çok eseri sergide görmek mümkün: İdoller, figürinler; mızrak, hançer, balta gibi silahlar; küpe, bilezik, kolye gibi ziynet eşyaları, gaga ağızlı testiler, iğneler, cımbızlar ve daha birçokları… Okumaya devam et “Bir Pazar Günü Emirgan’da Çay, Kahve… ve Beş Bin Yıl Öncesine Kısa Bir Yolculuk”