Yabancı Hayranlığı

Takip edebildiğim kadarıyla son birkaç günde ülke arkeolojisinin konuştuğu iki önemli olay yaşandı. İlki, uzun yıllardır Ian Hodder yönetimindeki çok uluslu Çatalhöyük kazılarının başına bir Türk akademisyenin atanmasıydı (Bilindiği üzere Hodder kendi isteği ile bir çeşit emekliliğe ayrıldı). Bir diğeri ise Kültür Bakanlığı tarafından yabancı heyetli arkeolojik kazılara belli sayılarda Türk öğrenci kabul etme şartı getirilmesiydi. İkisi de “geneli” rahatsız etti ve sloganvari ve oldukça boş laflar ile eleştirildi. Tahmin edileceği üzere eleştirilerin omurgasını, “arkeoloji siyasete alet ediliyor” argümanı oluşturuyor. İşbu eleştirilerin kendisi dahi siyasetle yoğrulduğundan ötürü “siyaset” kelimesini şeytanlaştırmak ve bu noktadan alınan kararları hatalı bulmak dünyanın en tuhaf hareketlerinden biri olsa gerek.

Rahatsız olduğum nokta; Türkiye’ye araştırma için gelen yabancı akademisyen ve araştırmacıların günlük konuşma düzeyinde Türkçe öğrenme-bilme gereklilikleri neredeyse hiç konuşulmadı. Türk öğrenci kabul etme şartı Türk öğrencilerin yeterli düzeyde yabancı dil bilmiyor oluşları ile eleştiriye tabii tutulurken, her nedense yabancı akademisyenler (Üstelik içlerinden bazıları uzun yıllar boyunca Türkiye’de çalışmış ve çalışmaya devam ediyor),  dil bilme gerekliliğinden muaf tutuluyor. Dikkatinizi çekerim olay Türkiye’de yaşanıyor, yurt dışına doktora eğitimi almaya gidilmiyor. Yabancı araştırmacılardan günlük konuşma düzeyinde Türkçe bilmelerini, konuşuyor olmalarını beklemeyi tuhaf, saçma ve Türk milliyetçiliği olarak görüyorsanız eğer; ilk iki adlandırmada yanılıyor ama üçüncüsünde haklı çıkıyorsunuz.

Mevcut eğitim sistemi ile eğitim politikası arasında uyuşmazlıklar söz konusu. Gelişmekte olan ülkelerde her zaman böyle olmuştur ve olacaktır. İkisi arasındaki boşlukları Türkiye ve Türk milletinin lehine çevirmenin ve buna göre hareket etmenin nesi kötü olabilir? Evet yabancı dil konusunda çok da iyi değiliz, hatta hiç iyi değiliz. Ama neden bu engele bir engel daha ekleyip yabancı bilim ekiplerinden tecrübe edinmemezlik yapalım. Biz bilmiyoruz ya da eksik biliyoruz peki neden onlardan da bir adım atmalarını beklemiyoruz? Neden günlük Türkçe’yi, basit ifadeleri, cümleleri öğrenmelerini istemiyoruz?

Evrensele takılıp kalmak mı? Evrensel oluşu-olmayı takıntı haline getirmek mi? Bilmiyorum bu şeyle nasıl hesaplaşılır. Ama şunu biliyorum Türkiye topraklarında yer alan bir bilimsel çalışmadan son damlasına kadar yararlanmalıyız. İletişim mi kuramadı yabancı heyet, basit Türkçe ifadeleri öğrenmedi mi diyelim. Çalışmalar askıya alınsın ve  yerleşmeler gelecek nesiller için rezerv arkeolojik alan olarak kalsın. Abartılı bir şey söylediğimi düşünmüyorum.

Yakın zamanda Çatalhöyük’e atanan Türk akademisyene ise başarılar dilerim. Umarım ülke arkeolojisi adına güzel çalışmalar yapacak.

Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someone