Eureka! Yoros Kalesi

Alman bir arkadaşımla tekneyle Boğaz turuna çıkıp Anadolu Kavağı’ndan Yoros Kalesi’ne tırmanalı neredeyse dört yıl oldu. Yaz sıcağında kaleye çıkmak için uzun bir yol yürüdük. Kale tüm heybetiyle yükseliyor karşımızda Bizans’tan çıkıp gelmiş. Bir taraftan Pontos Euksenios’un o vahşi güzelliğine bakıyor diğer taraftan ise Bosphorus’un büyüleyiciliğine.

Antik kaynaklar Hieron’dan bahsediyorlar burada, kutsal yerden. Pontos Euksenios’a açılmadan önce gemilere uygun rüzgarları vermesi için Zeus Ourios’a adanmış bir tapınak. Yoros adını da buradan almış muhtemelen. Pontos’un ağzı diyorlar bir de bu kutsal yere. Tapınağı canlandırmaya çalışıyoruz gözlerimizde, tüm Boğaz’a hakim konumda yükselen bir tapınak… 14. yüzyılda kale bir de Cenevizliler’in iskanına uğramış, adı Ceneviz Kalesi kalmış halk dilinde. Halbuki Cenevizliler’den iki yüzyıl daha eskiye dayanıyor tarihi. Sonra Bizans’a çeviriyoruz yüzümüzü, kalede tapınağa ait sütunlar arkhitravlar çarpıyor gözümüze. Boğazın havasını içimize çekip, son bir kez heybetli kaleye bakıp dönüş yolunu tutuyoruz.

Hava fotoğrafı (Yoros Kalesi Kazısı arşivi)

Yoros Kalesi’yle karşılaşmamızdan tam üç yıl sonra, 2010 yılında İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nden Bizans Sanatı uzmanı Prof. Dr. Asnu Bilban Yalçın başkanlığındaki ekiple başladık kazılara kalede. İlk 10 gün boyunca kazıyı bırakıp çöp temizliğiyle başladık işe. Piknikçilerin içki şişeleri, çöp artıkları, sigara izmaritleri doldurmuş Bizans’ın İstanbul’daki ayakta kalan tek kalesini. Hieron’a ait devşirme parçaların üzerileri rengarenk grafitilerle boyanmış. Tabi ne bir bekçi var ne bir koruma görevlisi, adeta başı boş yokolmaya terkedilmiş.

Restorasyon çalışmaları esnasında duvar yazılarını silerken (Yoros Kalesi Kazısı arşivi)

Sorguluyorsunuz tabi kendi kendinizi neden değer bilmiyoruz diye, sonra kıyaslama yapıyoruz Avrupa ülkeleriyle. Kızıyoruz bir yandan Londra’daki British Museum’a ya da Berlin’deki Pergamonmuseum’a, almışlar her şeyleri götürmüşler diye, ama bir yandan da düşündürüyor acaba iyi mi olmuş. Yerlerinde sergilenmiyorlar ama en azından korunmuşlar, yılda milyonlarca ziyaretçi geliyor. Biz ise yıkılmaya mahkûm bırakıyoruz, yok ediyoruz elimizdekileri.

Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someone