Alamut Kalesi: İnanılması Güç Bir Efsane Değil

Gerçekten istemiyorum Cenneti, hurileri.
Sen dar, yırtık çulun içinde kokuşmuşsun.
Sana Cennet gerekmez a yüz karası!
Bir aslan gördün mü ödün patlar,
Böyle bir heybete nasıl dayanırsın?
Bir yudum şarapla aklını kaybedersin,
Bu haldeyken nasıl aklım başımda dersin?
Feridüddin Atar
* Bu kısa yazı 17 Ağustos 2014 tarihinde Alamut Kalesi’ne yapmış olduğum ziyareti içermektedir.

Tarihe meraklıysanız ve şimdi ve geçmişte ucundan bucağından siyasetle dirsek temasınız olduysa, Hasan Sabbah ve o’nun -zamanında- fethedilemez ünvanını elde eden kalesi Alamut‘u duymuş olmalısınız. Ancak, Hasan Sabbah ve Alamut ile birlikte duyduklarınızın toplamı zannetmiyorum ki yekpare bir bütün olacak şekilde nesnel gerçekliklere yaslanan doğrulardan oluşsun.

Aktarılanların bir ucunda Hasan Sabbah çağdaşı ezen iktidarların İsmailiyye Hareketi’ni halk desteğinden yoksun bırakmak için oluşturdukları asılsız iftiralar ve abartılar/efsaneler varken, diğer ucunda bu kez de gereğinden fazla olumlayarak/idealize ederek Hasan Sabbah ve İsmailiyye Hareketi’nin bir başka şekilde yanlış anlaşılmasını sağlayan methiyeler vardır.

Marco Polo gibilerinin kendisinden yüzyıllar sonra foyası meydana çıkan yalanlarında (İşbu yalanlar sadece Hasan Sabbah ve fırkası Yeni Vahiy‘in üstüne atılı iftiralardan oluşmuyor, bunların dışında işbu seyyahın?! gezip-gördüğünü iddia ettiği birçok coğrafyaya aslında hiçbir zaman adım atmamış olması da bugün öğrenilen geçmiş Polo yalanlarından bir diğeri) ana mantık; bir insanın hiçbir çıkar gütmeksizin kendi hakkından-canından feragat edemeyeceği düşüncesi. Hakkından yahut da canından feragat edecek kişi mutlaka bir başka büyük mükafat sözü ile hareket ettiriliyor olmalıydı bu düşünceye göre.

Vadi içinden aldığımız bir foto. Aslında bu foto, Alamut Kalesi’nin batı yönünden görünümünü (ön cephe) sunuyor. Kale, vadi zemininden yaklaşık 500 m yüksekliğe sahip devasa volkanik kayacın zirvesinde. Beyaz okun gösterdiği nokta kalenin güney başlangıcı. Arkasında Elburzlar yükseliyor.

Cennet-Huri-Haşhaş triosu ile fırka üyeleri komuta altına alınıyor iddiası kanıt noksanlığından ötürü iftira sahiplerinin böyle olmasını umdukları bir inanç sadece. Oysa feda geleneği işbu iftiranın yanında Ortadoğu ve Yakın Asya coğrafyasında Kerbala olayından beri bilinen tarihi bir gerçeklik ve yaşam pratiği olması hasebiyle daha güçlü  bir seçenek halini alıyor. Kerbala, Yezid‘in akıl almaz vahşeti ile bir katliamken, Şah-ı Şehidan İmam Hüseyin‘in dik duruşu ve canını ortaya koyuşu ile bir destandır aynı zamanda.

Bu tarihi melodramın detaylarına hiç girmeden sosyo-ekonomik gözle bakmaya çalışsak dahi sonuçlar bizimkiyle yakın çıkacaktır:

İmam Hüseyin, Beni Ümeyye karşısında yenilmiş de olsa bir sermaye birikiminin, Haşimoğulları‘nın lideri. Varlıklı ve erk sahibidir yanisi. Buraya kadar tamam. Devamında ise, bir sermayedar olarak, Kerbela’da artık yenileceğine kanaat kılmaktan öte bu kaçınılmaz sonu gördüğünde, her türlü ilkeyi rafa kaldırıp karşı taraf ile anlaşma yapmanın yollarını aramalıydı. Belki de halifeliğin kutlandığı resmi törene katılmayı kabul edip Kerbela katliamını yapan hırsızı ayakta alkışlamalıydı?! Ama bunun yerine O’ verdiği sözden dönmemeyi ve canını vermeyi yeğlemiştir, feda etmiştir kendini. Demek ki işin kendisi tek başına kaba bir sosyo-ekonomik döngü değil daha başka şeyler…

Binbir Gözlü Elburzlar’ın Ortasındaki Vadi: Biz resmi sınırların dışında kalan İran’ı daha çok sevdik. Alamut da dışardaki İran’a en yakını.

Alamut için ilk önce Qazvin’e ulaşmanız gerekiyor.

Alamut Vadisi, doğu-batı uzantılı Elburz Dağları’nın içinde kalan izole bir bölge. Vadiye en yakın yerleşme olan Qazvin ile Alamut arasındaki mesafe 106 km ve buraya ulaşmak için Qazvin’den kiraladığımız taksi birçok engebeyi dağların eteklerinde menderes yapan ve bir tarafı uçurum olan yollar vasıtasıyla 2 saati geçkin bir sürede aştı.

Belki daha kısa sürede de bu mesafe kat edilebilirdi. Ama parkurun zorlu oluşu bir yana, kendisinin Alexander the Great olduğunu iddia eden taksi şoförümüzün -tahminimce- yöreye özgü uyuşukluğu yüzünden zikrettiğim sürede varabildik. Tek başına Alamut Kalesi’ne (Ghazor Khan)  özgü bir durum değil bu, Alamut Vadisi’nde kalan diğer yerleşimler için de sefer düzenlenmiyor. Herhangi bir toplu ulaşım aracına rastlayamazsınız. Vadi içinde 10 bin nüfuslu yerleşimlerin (Moallem Kelayeh) olması da etki etmemiş bu duruma. Qazvin’den vadi içine yolculuk yapmak isteyen ve birçoğu bölgeye yabancı olan yolcular taksi/taksi dolmuşları kullanmak zorunda kalıyor. Çünkü yöre halkında, aslında İran geneli için konuşmak gerekirse, nerdeyse her ailenin altında bir binek yahut da motosiklet var. Bunun nedeni ise İran‘ın kendi petrol kaynaklarına sahip oluşu, piyasada kalitesiz işlenmiş akaryakıtın ucuza satılıyor oluşu vb. TL ile akaryakıtın litresi 75 kuruşa denk geliyor.

Belki Qazvin gibi görece küçük şehirlerde hissedilmiyor olabilir ama Tahran gibi metropollerde ucuz ve kalitesiz akaryakıtın bıraktığı egzoz ciğerlerinizin ve gözlerinizin yanmasına neden olabilir. Tahran kapalıçarşısına çok yakın işlek bir bulvarda, bulvara bakan girişinde karın doyurmaya çalıştığım işletmede, abartısız gözlerim yandı.

Ucuzluğa aldanmamanızı ve taksi şoförleriyle sıkı pazarlık yapmanızı öneririm. Ben ve arkadaşım bu mesafe için 60-70 TL’ye yakın bir ücret ödedik (Ücrete Qazvin’e dönüş de dahildi).

Vadi tabanından bir görünüm. Tarım arazileri geniş yer kaplıyor.

Alamut Vadisi geniş bir coğrafya ve güneyindeki yarı çöl ikliminin etkili olduğu Tahran düzlüğüne oranla farklı bir bölge olma özelliğine sahip. Vadi tabanında çeltik, buğdaygiller gibi ekili alanlar ve çeşitli dikili bağlar bulunuyor. Bunlar ve zengin su kaynaklarına sahip olması yöre halkına ve yörede kurulu iktidarlara ekonomi nedenli yarı-bağımsız bir karakter kazandırmış tarih içinde. Kuşkusuz etrafını saran dağ sırasının aşılmaz, en azından aşılması büyük zahmet isteyen yapısı da önemli şekilde etkili oluyor sözkonusu yarı-bağımsız olma haline. Bu tip özelliklere sahip ve genelden ”bağımsız” hareket edebilen bölgelere içinde bulunduğumuz geniş coğrafyadan aşinayız. Örneğin, Antakya‘dan başlayıp işgal altındaki Filistin topraklarına dek kuzey-güney yönünde uzanan Anti-Lübnan dağ sırası. Nizariler’in ve öncesinde diğer Resmi İslam karşıtı heterodoks inanç gruplarının 10. yy’da bu bölgeye yerleştiği biliniyor. Korunaklı ve onları dışardaki sosyo-ekonomik yapıya muhtaç etmeyen bölge koşullarının güçlü oluşu dönemin ezen iktidarlarına direnmelerini, amiyane tabirle, kafa tutmalarını dahi sağlıyor. Biz bu ahvali Selahaddin Eyyubi‘nin çağdaşı olan ünlü Nizari lider Reşideddin Sinan‘in Eyyubi’ye yazdığı mektuplardan biliyoruz.

Solda Elburzlar’a tırmanış, Sağda Elburzlar’dan iniş.

Vadiyi gezerken aklıma gelen sorular şöyleydi; günümüz şartlarında dahi ulaşılması bu denli zor olan vadiye ve kaleye Hülagu Han’ın ordusu nasıl ulaştı? İsmailiyye tarikatı bir orduyu böylesine zahmete sokacak düşmanlığı -bildiklerimizin haricinde- ne şekilde elde etti? Alamut’a doğru ilerledikçe ve irili ufaklı birçok yerleşimden geçerken burayı -haliyle- Munzurlar’a benzettim. O halde tarih içinde Munzurlar’dan neden bir başka Hasan Sabbah çıkmadı?

Eşek Ahmadinejad: Ne Pehlevi tarzı batı taklitçiliği ne de Molla baskısı. 72 milleti ve inancıyla İran bunlarsız da İran olurdu. Hem de dudak uçuklatan cinsten.

Yöre halkıyla çok fazla konuşamadık. Ama görünüşleri, Şii mezhebi altında, takiyye methodu ile eski heterodoks inançlarını devam ettirdiklerini düşündürüyordu. Temiz hava çarpmış da olabilir belki ama Dersim’in herhangi bir Alevi-Kızılbaş köyüne gelmiş gibi hissettim Ghazor Khan’da.

Restorasyon kapsamında üst kale’nin kimi kısımları plakalarla kaplanıyor.

Aileyi ilgilendiren bir davayı takip etmek için yola çıkan iki kardeşle Moallem Kelayeh’a kadar birlikte seyahat ettik. Kardeşlerden birisi şöyle böyle İngilizce ve Türkçe biliyordu. Sadece bu bölgede değil İran’da gezdiğim birçok şehirde insanların sıcakkanlı davranışları ile karşılaştım ve Türkiye’den geldiğimi duyduklarında ilgi daha da yükseliyordu. Sohbet etme şansı bulduğum kardeş Alamut için yola çıktığımı öğrendiğinde sevindi ve İran’in zengin kültür tarihinden bahsetti (ve sanırım biraz-cık da olsa bu zengin tarihle böbürlendi). Sohbetin sonlarına doğru ise bizimkiler bu zenginliklerin değerini bilmiyor anlamına gelecek şekilde, Türkçe, ”Eşek Ahmadinejad” diyerek güldü.

Bir ya da iki yıl öncesine kadar devam eden bir restorasyon çalışması varmış Alamut’ta. Bundan iki hafta kadar önce yaptığımız ziyarette ise herhangi bir çalışma ile karşılaşmadık. Kaleye tırmanıştan önce 15.000 tümenlik ücreti ödeyip bilet satın aldığımız (Geziyi ben ve arkadaşım olmak üzre iki kişi tamamladık) memur ve üst kale ile alt kale arasında kalan avludaki kulübesinde rastladığımız genç bekçi dışında bir başka görevliyi görmedik.
Bilimsel koruma koşullarına ne derece uyduğunu anlayamadığım bir yeniden ”ayağa kaldırma” çalışmasının izlerini gördüğümü söylemeliyim. Koruma adına üst kalenin büyük kısmı (kuzey kısmı hariç) metal saç plakalarla kaplanmış ve deformasyonu engellemek için kale duvarlarının üstleri kerpiçle sıvanmıştı.

Alamut’un Yükselişi ve Düşüşü: Bir gönül adamı vardı yaptıklarıyla sevdiği kadının gönlüne girmeye çalışan. Adam öldü kadın 1000 yıldır yaşıyor.

Kalenin ilk kez kim tarafından inşa edildiğine dair net bir bilgi yok. Bunun yerine çeşitli söylenceler bulunmakta. İsmailliyye iktidarında genişletildiği, yeni duvarlar, sarnıçlar vb kale kompleksleri ilave edildiği biliniyor. 13. yy’ın ortasında tüm Ön Asya‘yı yakıp yıkan Moğol akınları ve işbu akınların  lideri Hülagu Han Alamut’a da doğrudan sefer düzenliyor ve vakanüvislerin aktardıklarına göre İsa‘nın doğumundan bin 256 yıl sonra Moğollar Alamut’u fethediyor.

Alamut’un Moğollar tarafından fethi.

Hülagu Han’ın acımasız ve vahşi icraatları yüzyıllar sonra bile unutulmamış ve çeşitli milliyetlerden edebiyatçı ve sanatçı eserlerinde işlemiştir. Bizim topraklarımızda Hülagu’nun bıraktığı iz için Nedim‘e ait Tahammül Mülkünü Yıktın adındaki gazele bakmalı. Zaten Alamut’un fethi de bir fetihten ziyade yıkım, yok etme üzerine kurulu dönemin en büyük barbarlıklarından. Kaleyi teslim etmeyen İsmaili komutan zorluk çıkarmadan teslim ettiğinde dahi başına gelecekleri bildiğinden ötürü olacak direniyor, yanisi direnmiş. Alamut çoğunluğu üst kalede olmak üzre birçok yapay ve doğal sarnıça/su deposuna sahip. Bu özelliği sayesinde bir yılı aşan kuşatmalara direnebilmiş birçok kez. Moğol komutanlar kalenin yapısını iyi biliyor olmalıydı. Kapıların bulunduğu doğu terasına dev çukurlar kazdırılmış, içine katran doldurularak çukurlar ateşe verilmiştir. Katran alevlerinin bıraktığı zehirli gazlar alt kaledeki mevzilerin terk edilmesini sağlıyor ilk önce. Terk edilen mevziler alt kalenin girişini ve de gerisinde kalan mevzileri ateşe vermek için hazırlanan Moğol ordusundaki özel birliğe imkan tanıyor. Ve bu işleyiş üst kalenin fethine/yakılmasına dek sıralı bir şekilde devam ediyor. Kaç gün sürdüğünü bilmiyoruz ama tüm bu işlemler bittiğinde yüzyıllık birikimle oluşturulmuş kütüphane! dahil kale tamamıyla yakılıyor.

Üst kale girişinden alt kale girişin görünümü.

Alamut bu yıkımdan sonra uzunca bir süre harap kalmıştır. Bir tür boşluk yaşanıyor ta ki Safeviler kaleyi tekrar onarana dek.

Moğol akınları sonlandığında İran coğrafyasında yeniden birlik kurma çabaları baş gösteriyor. Farklı grupların ve Şah Hatayi‘nin katıldığı işbu yarış neticesince, Şah içte ve dışta yakın rakiplerini alt ettikten sonra resmi inancı/mezhebi Şii olan Safeviler devletini kurmuştur. Akabinde, Moğol akınlarının sebep olduğu kaotik dönemde yıkılan birçok yapı elden geçiriliyor. Alamut da bunlardan biri. Safeviler döneminde kale önceki döneme oranla küçülüyor, farklı birçok yapı ve kısım artık kullanılmıyor.
Bu onarımla birlikte alt kalenin büyük kısmı terk edilmiştir. Örneğin, İsmailiyye döneminde alt kale ve üst kalede birer tane olmak üzre toplam 2 tane olan kapılar alt kaledeki girişin iptali ile teke düşüyor. İranlı bakanlık ”restorasyon” çalışmaları kapsamında alt kaleye temsili ahşap bir kapı ilave etmiş.

Şu an devam etmeyen restorasyon çalışmalarının izleri, Alamut’tan geriye kalan tarihi izler ile yarışıyor. Tecrübesiz çıplak bir göz kalenin ”restore” edilen kimi kısmını geçmişle bir tutabilir. Şimdiki hali ile geçmişteki hali arasında ayrım yapabileceğini zannetmiyorum.
Hülasa, alt ve üst kalede ne kadar doğru yapıldığı malumunuz ”restorasyon” çalışmasından arta kalanlar ve -tahminimce- büyük bölümü Safeviler ve sonrasındaki tarihi döneme ait olan geçmiş imar faaliyetleri görülmekte.

Asbi Khane gözlem noktasından Alamut’un ön cephesi.

Şahrud, kalenin doğusunda, Alamut ile Elburz yükseltilerinin arasında kalan derin ve dar vadide, mevsimlik yağışlar ile oluşan bir akarsu. Bu aylarda dağlardaki kaynakların ona taşıyabildiği güçle küçük, sessiz bir çay. Ama Sonbahar ve özellikle ilkbahardaki yağış ve sıcaklık değişimleri ile sesini duyurabilen bir ırmak oluyor-imiş.

Alamut’a Yolculuk: Efsane değil bildiğin kale.

Alamut, İran için en bilindik gezi rotalarından birinin üstünde bulunuyor. Tebriz’den Tahran’a devam eden işbu rotada, Qazvin’de mola vermeli ve Alamut turunuz için araç kiralamaya çalışmalısınız. Güzergahtaki farklı durakları takip etmek yerine tek başına Alamut’u ziyaret etmek istiyorsanız eğer iki seçeneğiniz var. Bunlar; İstanbul-Laleli merkezli dilerseniz sizi Tahran’a kadar götürebilecek olan İran otobüs firmaları ve taahütlü ve taahhütsüz olmak üzre iki ayrı çeşidi bulunan hava ulaşımı. Transasya Ekspresi‘ni ihtimal dışı bırakıyorum çünkü; şimdilerde Haydarpaşa yerine TCDD Ankara Garı’ndan sefere başlıyor, sözkonusu mesafeyi en uzun sürede tamamlayan ulaşım aracı vb.

Vaktiniz bol ve bütçeniz kısıtlı ise otobüsü tercih etmelisiniz. Yaklaşık iki günlük bir otobüs yolculuğundan sonra Qazvin’e ulaşmış olacaksınız. Tercihe göre isterseniz şehre ayak basar basmaz, isterseniz de Alamut turunu tamamladıktan sonra konaklamanız gerekiyor. Tüm bu yorgunluğun üstüne memlekete dönüş mesaisi başlayacak çünkü. Konaklama yerinizi aramaya koyulduğunuzda yöre halkına otel olup olmadığını kesinlikle! sormamanız gerekiyor. Qazvin’de gecesi 200 $’dan başlayan odalarıyla iki ya da üç tane otel bulunuyor ve sizi işbu otellere yönlendiriyorlar. Amma ve lakin, bunların haricinde -benim gibi- daha mütevazı bütçesi olan seyyahların kalabileceği meymanpazariler de var. Dilimize uyarlarsak; pansiyon.
Toplamda otobüs ile yapacağınız Alamut seyahati size 190 $ gibi bir rakama patlıyor. Bu rakama Türkiye’ye geri dönüşünüz, konaklamanız, yemek ihtiyaçlarınız, taksi paranız ve dönüşte eşe-dosta alınacak hediyelik eşyalar da dahildir. Yalnız, Türkiye’ye dönerken 1.5 ila 2 saate yakın ekstra bir Tahran yolculuğu yapabilirsiniz. İran-Türkiye seferleri için Qazvin’e durak koymamış olabilirler (Türkiye-İran seferinde böyle bir sorunla karşılaşmayacaksınız).

Taahhütsüz uçakla yapacağınız seyahat için yukarıda verdiğim rakamdan (190 $) otobüs biletlerinin ücretini (100 $) çıkarıp gidiş-dönüş olmak üzre 240 $’lık uçak biletinin ücretini eklemelisiniz. Ve yine bu rakama İmam Humeyni Havalimanı’ndan Qazvin’e yapacağınız otobüs yolculuğunun karşılığı olan 15 $ da eklenmeli.

Daha fazla fotoğraf için: 

(bkz: https://www.flickr.com/photos/127520814@N04/sets/72157647464380685/)

Özelde Alamut ve genelde İran gezim oldukça keyifli ve benim adıma faydalı geçti. Yolculuğu ve sağlığımı tehlikeye düşürebilecek en küçük bir olayla karşılaşmadım desem yeridir. İran halkı sıcakkanlıydı ve gerçek anlamda dostane yaklaştılar. İçlerinden yapmacık olanı çıksa da, samimi şekilde ev davetleri aldık, bizi kendi evinde misafir etmek isteyenler oldu. İran’da bu davranışlar bir gelenek. İran halkının zarif yanlarından sadece bir tanesi.

Bu halk için Filistin, ister ki arada km’lerce mesafe olsun, acısı şuracıklarında onları rahatsız eden hayati bir mesele. Onların meselesi. Öldürülenler, sakat bırakılanlar, evsiz kalanlar… Siyonizmin sayısız işkencesine maruz kalmış/kalan her Filistinli onların kardeşi. Siyonizmin dünyadaki hiçbir otoriteyi tanımaz tavrı ve hiçbir otoritenin siyonizme karşı en ufak bir yaptırıma gitmemesinin vermiş olduğu yalnızlık duygusu da eklenince (duygunun ötesinde reel yanları olan bir durum aynı zamanda), ülkemizde ve dünyanın farklı coğrafyalarında, siyonizmle olan mücadeleyi kendi çıkarı için politik bir şova dönüştürmüş samimiyetsiz politikacılar onlar için saygı duyulması gereken insanlar halini almış. Biliyorsunuz! memleketimizde de bunlardan var bir tane. Gezide can sıkan tek şey bu oldu. Ama bilmenizi isterim ki sahtekarları teşhir etmesini de bildik.

Hasan Sabbah ve Alamut birçokları gibi benim için de önemli bir yere sahip. Evvel zaman yazdığım sözleri yinelemek istiyorum. Güç sahiplerini ortadan kaldırmak kolay bir iş değil. Hasan Sabbah ve Yeni Vahiy için menfi iddiaları kabul etsek bile Hasan Sabbah’ın zekasını ve kabiliyetini asla inkar edemeyiz. İçinizde dünyaya karşı bir kin biriktiriyorsanız tek bir şeye ihtiyaç duyarsınız o da, Hasan Sabbah gibi insanlardan alınacak ilham.

Şahrud’dan nerdeyse hiç bahsetmedi diyenler için -bilhassa- Alamut coğrafyasında bilinen bir Acem destanını paylaşmak istiyorum. İranlı tv kanallarından biri adına hazırlanan belgeselin tekinde dinlemiştim ilk kez. Bu benim yorumum tabi, bana kalırsa, bu efsanede başrol Şahrud’un. Sevgilisi Seyduna’ya beslediği derin aşkı ve O’nu koruma içgüdüsünü sözlerde görebilirsiniz.

Konserve kutusundan daha iri bir başka metal objeden gövde, ağaç dalından da klavyesini yapmış olduğu tar ile bu destanı çalıyordu gönül insanı. Şimdi aşağıda paylaşacağım videoda ise Azam Ali söylüyor Loga Torkian ve ekibi çalıyor:

(bkz: http://www.youtube.com/watch?v=pEeUEntf3g0)

AV
Haydi gidelim düzlüğe dedi biri,
Beriki hangi düzlüğe? dedi.
Hani şu üzerinde tavşanların uyuduğu.
Zaten köpeğim de çoktan hazır avlanmaya!
Durdur köpeğini ve lütfen öldürme tavşanları.
Çünkü o tavşanların uykusu sevdiğimin uykusudur bana.
 
Öyleyse dağa gidelim deyince birinci,
Hangi dağa? dedi diğeri.
Hani şu eteğinde geyiklerin koşuştuğu.
Zaten köpeğim de çoktan hazır avlanmaya!
Durdur köpeğini ve lütfen öldürme tavşanları ve geyikleri.
Çünkü o geyiklerin zarafeti sevdiğimin zarafetidir.
 
O vakit bahçeye gidelim dedi, istekli.
Hangi bahçeye? dedi bizimki.
Hani şu gölgesinde sülünlerin salındığı.
Zaten köpeğim de çoktan hazır avlanmaya!
Durdur köpeğini ve lütfen öldürme tavşanları, geyikleri ve sülünleri.
Çünkü o sülünlerin salınışı sevdiğimin salınışıdır.
 
Kaynağın başına gitmeliyiz o zaman dedi, ısrarlı.
Hangi kaynağa? dedi öteki.
Hani şu başında güvercinlerin uçuştuğu.
Zaten köpeğim de çoktan hazır avlanmaya!
Durdur köpeğini ve lütfen öldürme tavşanları, geyikleri, sülünleri ve güvercinleri.
Çünkü o güvercinlerin uçuşu sevdiğimin kanatlanışıdır bana. 
 
Kayalıklara gidelim öyleyse.
Hangi kayalıklar ola ki onlar?!
Hani şu tepesinde kartalların süzüldüğü.
Zaten köpeğim de hazır avlanmaya!
Durdur köpeğini ve lütfen öldürme tavşanları, geyikleri, sülünleri, güvercinleri ve kartalları.
Çünkü o kartalların süzülüşü sevdiğimin süzülüşüdür bana.
*******
Not: Yazı ilk olarak 1 Eylül 2014 tarihinde kişisel blog sayfamda yayınlanmıştır.
Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someone