Yayında Mıyız?

Bilimin ne olduğu sorusuna cevap aramadığımız bu günlerde en büyük sorunun sormadığımız sorular olduğunu er ya da geç anlayacağız. Anladığımız da ise iş işten geçmiş mi olacak, onu da bize zaman gösterecek! Neden böyle bir girizgâh seçtim? Çünkü sormak istediğim bir soru var ve karşılığında alacağım cevapları çok merak ediyorum:

“Arkeoloji bir bilim midir?”

Hayda! Nereden çıktı şimdi bu? Soru bana ait değil fakat ben de son iki yıldır bu soruya yanıt arıyorum. Şimdi çok bilenler çıkacaktır “tabii ki de bilim, bu da sorulur mu” diye. Siz de bu aşamaya kadar yazdığım gibi tepki verdiyseniz gelelim diğer soruya:

“Arkeoloji bir bilim ise, arkeologlar bilim yapıyor olmanın gereklerini yerine getiriyor mu?”

İşte tam da burada derin bir nefes alıp ciddi olarak düşünmek gerekiyor. Yapılan çalışmaların ne kadar “bilimsel” olduğunu sorgulamalıyız. Bunun için yapılması gereken önce iddia edildiği üzere yapılan işin nasıl “bilimsel” olacağına dair birkaç aşamaya göz atmak olmalıdır. Mesela bilim nedir? Nasıl yapılır? Yaptığımız çalışma nasıl bilimsel olur? Temel olarak baktığımızda bilimsel araştırmanın belli aşamaları vardır:

–         Hipotez Oluşturma

–         Hipotezi Sınama

–         Sonuçların Yayınlanması

Kısaca açıklamak gerekirse yapılacak çalışma için bir soruya ihtiyaç vardır. Sorulacak soruya cevap bulmak üzerine çalışma derinleştirilir ve ortaya bir hipotez çıkar. Bu hipotezin sınanabilir olması gereklidir. Bunun için de hipotez oluşturulurken “dünyanın sırrını keşfetmişçesine” yersiz iddia ve saptırmaların yer aldığı bir üslup kullanılmamalıdır. Aynı şekilde çelişkili ifadeler de yer almamalıdır. Son olarak çalışma süresince ortaya çıkan sonuçların düzenli bir şekilde yayınlanması gerekmektedir.

Arkeolojik kazıları göz önünde bulundurduğumuz da kaç tane kazı bir soruya cevap bulmak adına kazılıyor ve kaç tanesi sadece kazı yapıyor olmak adına yapılıyor? Böyle bir soru sorulduğunda elbette kimse ikinci şık için yaptığını kabul etmeyecektir. Ancak gerçeği görmek için kazı başkanlarının açıklamalarına ihtiyaç duyulmamaktadır. Yapılan yayınlarda gerçekten bir soru üzerine kurulan bir kazı sisteminin olup olmadığı görülmektedir. Yayınlar dikkatlice incelendiğinde kazılarda bulunan malzemelerin yalnızca kazı başkanlarının beğenilerine uygun olanların seçilerek bir güzelleme(?), bir seçki yapıldığı görülebilir. Aslına bakılırsa bu da bir kazı stratejisidir. Son yıllarda sıkça kullanılan hava fotoğraflarında, görmek istenilen şekilde mimarinin şekillendirildiği belli olan örnekler bulunmaktadır. Yapılan bu işe bulunanları yayınlamak bulunanları görmek istenilen şekilde değiştirerek “Anadolu’nun en güzellerini, en büyüklerini, ilklerini” arkeoloji dünyasına sunmak hedeflenmektedir. Bu yapılan “makaslamanın” fark edilmesine rağmen teşhir edilmeyişi ise yarın kendisi ile ilgili bir konu olduğunda teşhir edilen kişinin hışmına uğramaktan kaçınarak “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” zihniyetinin açık göstergesidir.

Bir diğer boyut ise yayınlanmayan çalışmalardır. Bu da sıkça karşımıza çıkan bir durumdur. Hipotezin oluşturulduğu, sınandığı ama yayınlanmadığı çalışmalara ne kadar bilimsel çalışma denilebileceği de ayrı bir soru işaretidir. Yayını olmayan arkeolojik kazıların sayısını anlamak adına TAY Projesi’nin sitesi ziyaret edilmelidir. Yayını olmayan arkeolojik çalışmalar hakkında bilgi edinebilmenin yegâne yolu “Kazı Sonuçları Toplantısı” raporlarından ve arkeolojik yerleşmenin bulunduğu bölgede yapılan yüzey araştırmaları raporlarından derlenenleri son derece pratik bir şekilde ortaya koyan TAY Projesi’ne ne kadar teşekkür edilse azdır.

Son olarak, bilimsel çalışmalar yaptığını ileri süren ve arkeolojinin bilim olduğunu kabul eden herkesin kendisini bir tartması gerekmektedir. Arkeolojik kazı yapmanın hocadan öğrenciye geçen bir ritüel olduğu düşüncesini terk etmek elzemdir! Arkeolojik kazı yapmak isteniliyorsa öncelikle bir soruya ihtiyaç vardır. Bu soruya bilimsel etiğe uygun yöntemler ile cevap verilmeye çalışılması ve ortaya çıkan sonuçların muhakkak yayınlanması gerekmektedir. Ne kadar istenilmese de kazılarda ortaya çıkan buluntular kültür politikası dahi olmayan bu ülkede, müze depolarında çürümeye terk edilecektir. Kazıları yürüten arkeologlara düşen ise kaderine terk edilmeden önce buluntuları iyi bir şekilde belgeleyerek, yayınlanmasını sağlamaktır.

Bartu.

“iyi geceler, iyi şanslar…”

 

Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someone