Canım Arkeoloji 2 – Nerede Kalmıştık?

Canım Arkeoloji,

Nerede kalmıştık? Neler yaptık geçen koca bir yıl içerisinde?  Yoksa yine mi yerimizde saydık? Neler oldu son bir yılda?

1942 ARKEOLOJI.indd

İlk olarak İletişim Yayınları bir kitap çıkardı. Belki de arkeoloji hakkında çok geç kaldığımızı dillendirmekten dilimizde tüyün bittiğini söylemekten ziyade “alın bir okuyun” diyeceğiz. İçerisinde arkeolojinin temel kavramları ve dahası ideolojiler ekseninde şekillenen alt disiplinler ile ilgili anlatımlar yer alıyor. Kitabın en can alıcı kısmı anlatılan her bölümün sonunda konu hakkında okunabilecek kaynaklar öneriyor olması. Türkiye’de eleştirel bir arkeoloji anlayışının olmamasının bir sonucu olarak ezberci eğitimin tahakküm kurduğu günümüzde ufuk açıcı ileri okumalar yer alıyor (aslına bakılırsa ileri okumaların çoğu bizlerin okumakta çok geç kaldığı yayınlar). Söz konusu okumak olunca ne kadar üşengeç olduğumuz su götürmez bir gerçek olsa da “arkeoloji” eğitimi alan ve aldığını söyleyen herkesin en azından dünyadan bihaber olmaması için okuması gayet iyi olacaktır. Ancak bu kitabın bir giriş niteliği taşıdığını unutmamakta fayda var. Şayet bizler farklı bilgiler içeren her yayın okuyuşumuzda gizemli sırlara vakıf olmuş havasına kapılıp gelenekçi anlayışımıza tüy dikiyoruz.

Marmaray’ın Arkeolojiye Kattıklarına (!) Dair Geç Kalınmış Bir Eleştiri

Devlet erkânının büyük projesi marmaray görkemli bir açılışla İstanbul halkına merhaba dedi. İnşaatın devam ettiği süre boyunca “çanak-çömlek” kavgasına dönüşen bu proje tamamlandı ve kullanıma açıldı. Peki, açılışın sürprizi neydi?

geciktiren arkeoloji

Projenin devam ettiği süre zarfındaki tartışmaları düşününce böyle bir tablo çok da sürpriz olmasa gerek! Devletin son on bir yılda yaptığı her çalışmanın “eşek ölür kalır semeri insan ölür kalır eseri” prensibi ile olan bitenden haberi olmayan (her nasıl oluyorsa) halka sunulurken bu yolda işleri sekteye uğratanları teşhir ederek yuhalatmazlar ise olmazdı. Kaldı ki yaptılar da… Bu konuda kabahati başka yerlerde aramak yerine kendi içimize bakmamız gerektiği düşüncesindeyim. Anımsatmakta fayda var. Yenikapı kazısının yeni başladığı dönemde eski müze müdürü vasfıyla kazıları yöneten meslektaşımızın kazıya kepçe sokma girişiminde arkeolojik olarak bir sorun görmediği bir projenin sonuçlanma aşamasına kadar sağ salim gelebilmesi dahi mucizedir. Sonrasında kazıda çalışan arkeologların ve restoratörlerin emekleri ile bugüne kadar korunabildiği için emekleri geçenlere ne kadar teşekkür etsek azdır. Konu ile ilgili not düşmek gerekirse; devletin kent üzerindeki yenileşme(!) hareketini arkeologların engellemesi şeklinde aksettirilmesi ile ortaya çıkan tablo, çalışmayı yürütenlerin “ülkenin kalkınıp, ilerlemesi önündeki düşman” sıfatını edinmelerine neden olmuştur. Bunun önüne geçilebilmesi için yapmamız gereken “kamusal arkeoloji” ve “toplumsal arkeoloji” kavramlarını ele almak olmalıdır. Biraz açarsak:

 

“Çoğu insan için günümüzde kamusal arkeolojinin en temel konusu modernleşme ve       yapılaşma yüzünden arkeolojik geçmişin tehdit altında olması ve antika karaborsasına   mal sağlamak üzere arkeolojik alanların yağmalanmasıdır… Tahribatın ve kayıpların            dünya ölçeğinde haddi hesabı yoktur. İnsanların bu konudaki farkındalıklarını          arttırmak, koruma yasalarının kabulünü sağlamak, koleksiyonerlerle müzelere, yağma     ve karaborsayı mahkûm etmeleri için baskı yapmak kamusal arkeoloji alanına giren             ve        büyük çaba sarf etmeyi gerektiren konulardır.”*

 

Peki, tuz kokarsa? Yukarıdaki alıntıda kamusal arkeolojinin Yenikapı gibi örneklerde neler yapılabileceği anlatılsa da Türkiye’de işler öyle yürümemektedir. Halkın bakış açısını değiştirebilmek için yasaların ve devlet kurumlarının desteğini almak gerekirken Türkiye’de arkeoloji en büyük darbeyi devletin en tepesinden yemektedir. Bu şekilde bakıldığında çözümsüzlük yumağının içerisinde debelenmekle meşgulüz. İyisi mi toplumsal arkeolojiye kulak vererek konuya farklı bir açıdan bakmayı denemeliyiz:

“… En geniş haliyle toplumsal arkeoloji, geçmişte ve günümüzde kendimizle öteki,           toplumla tarih arasındaki ilişkilerin kavramsallaştırılmasına dair yöntemleri kapsar;        maddeseli merkeze alarak, yaptığımız ve kullandığımız, biriktirdiğimiz ve attığımız,     değer verdiğimiz veya görmezden geldiğimiz, ya da hatırlamak istediğimiz nesneler    üzerinden kendimizi ifade ediş biçimlerini araştırır…

   … Arkeoloji her zaman dünyevi ve maddesel olanla ilgili olmuştur, ancak toplumsal         arkeoloji ile birlikte, anıtsallık, hafıza, diaspora ya da kültürel çevre gibi daha    kuramsal bakış açıları gündeme gelmiştir.”**

Arkeolojinin içerisindeki konular arasında maddesel olanların dışındakilerle ilgilenilmemesinin yapılan işin insanlar tarafından anlaşılamamasına yol açtığının farkına varmamız gerekiyor. Bunun bir sonucu olarak da insanların yaşadıkları kentte ulaşımın kolaylaştırılması adına yapılan bir projenin içerisinde arkeolojiye dair buluntuların çıktığı ve projenin gecikeceği mesajına karşılık ortaya çıkanların insana dair bir bellek olduğunun anlatılmasının büyük bir gereklilik olduğu çok açıktır.

Velhasıl “arkeoloji”nin ne olduğu sorusuna artık daha farklı cevaplar aramanın zamanı geldi de geçiyor.

Son olarak canım arkeoloji; sana dair yapılan iyi işler de yok değil elbette. İlk olarak arkeoloji öğrencilerinin kendi girişimleri ile gerçekleştirilen “Uluslararası Arkeoloji Sempozyumu”nun beşincisi gerçekleştirildi. Bunun dışında, arkeolojinin daha erken yaşlarda, çocuklara yönelik anlatıldığı ve küçük yaşta farkındalık yaratıldığı örneklerin sayısı artmaya başladı.

İyi haberlerin daha da arttığı günleri görmek dileğiyle,

Bartu.

“İyi geceler, iyi şanslar…”

 

* Bahn, P., Renfrew C.          Kamusal Arkeoloji, Arkeoloji: Anahtar Kavramlar, 2013,                                                  İstanbul.

** Bahn, P., Renfrew C.        Toplumsal Arkeoloji, Arkeoloji: Anahtar Kavramlar, 2013,                                               İstanbul.

Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someone