Deneysel Arkeoloji

Dokuz Eylül Üniversitesi Arkeoloji bölümü öğrencileri olarak oluşturduğumuz deneysel arkeoloji grubuyla birlikte 30 mart 2013 tarihinde, ilkini Buca Kaynaklar mevkinde yapmayı uygun gördüğümüz deneysel arkeoloji kampında çeşitli çalışmalar yaptık. Başlıca amaç elimizdeki çakmak taşı aletlerin yararlığını, kesiciliğini, sertliğini denemek, elimize geçen kütlece iri bir obsidyen parçasını kırarak yine kesici aletler yaratmak ve ilkel yöntemlerle ateş yakmaktı.

Kaynaklar kamp alanımızın genel fotoğrafı.

İlk kampın fazlasıyla amatör ve deneysel olduğu gerçeği sadece kendimizi deneyecek olmamızdan kaynaklı olsa da bir obsidyeni kırmak, kırılırken ortaya çıkan malzemeyi anlamlı nesneler halinde görmek, onları birer küçük eşya haline getirmek çok zor bir mesele olmadı. Neolitik dönemin en önemli araç yapım malzemesi, tarih öncesi çağların temel gereksinim eşyaları dışındaki ilk ve en önemli ihraç malzemelerinden olan bu taşın özelliği parçalanmaya başladığı andan itibaren doğal bir biçimde dairesel ve oval, kavkısal kırılmalar yaşayarak çeşitli büyüklükteki parçalara ayrılması. Gözlemleyebildiğimiz kadarıyla elimizdeki büyükçe obsidyen taşından ayrılan neredeyse her parça küçük birer kesici alet olarak elimize kendiliğinden geldi, tabi ki bu sırada etrafa yayılan ve fırlayan, parçalanan her parça küçük ama ciddi bazı yaralanmalara da sebep oldu diyebiliriz. Obsidyen taşı kristal yapıda olmadığından ana parçadan ayrılan her küçük parçanın kenarı mükemmel keskinlikte birer eşyaya dönüşüyor. Esasında uzmanlık gerektirecek fazlaca bir özelliğe sahip olmadan bu taşların şekillendirilebileceğini de bu şekilde görmüş olduk. Taşın damarlarından dik yönde ve gerekli sertlikte, neredeyse her vuruşumuzda bıçak, ok ucu, kesici görevi görebilecek birer parça elde ettik. Bu parçalardan bazılarını bir nevi neştere ya da jilete dönüştürebilir biçimde elimizde diğer taş aletlerle biçimlendirdiğimiz tahtalara geçirdiğimizde ciddi keskinliğe sahip traş bıçakları ya da neşter görevi görebilecek seviyede keskinliğe sahip eşyalar yaratabildik, ok ucu olabilecek seviyede keskin ve sivri parçaları ok ucu olabilecek şekilde ayırdık.

Yarattığımız obsidyenden malzemelerin biriyle vücüdumuzdaki tüylerin ve kılların bir kısmını traş edebildiğimiz gibi çeşitli kalınlıklarda tahta parçalarını kesebildik. Doğrama, kesme ve ayırma konusunda oldukça etkili olduğunu gördük, yanımızda getirdiğimiz bazı yiyecekleri, meyveleri ve çeşitli sertlikte eşyaları bu bıçaklar yardımıyla kesip, soyup, doğrayarak bir güzel baktık, inceledik, yedik. Deneysel arkeolojinin yararlarını en fazla gördüğümüz ve ufkumuzu genişletebildiğimiz en anlamlı anlar işte bunlardı.

Obsidyen kütlesi ve parçalar. Tahta parçasının üzerindeyse kesici görevi alabilecek bir obsidyen parçası görülebilir.
Çeşitli parçaların yakından görünümü.
Meyve soyarken.
Ok ucu denemeleri.

Obsidyen dışında elimizde az miktarda da olsa çakmak taşından aletler vardı, bu aletlerin kesiciliğini ve kullanırlığını denemek dışında başlıca amacımız bu taşları birbirine sürtmek ve çarpmak yöntemiyle bir ateş yakmaktı. Kampa yola çıkmadan önce hocalarımızdan aldığımız referanslar doğrultusunda bu işin hiçte kolay olmadığını ve ateş yakmanın zor bir iş olduğunu öğrenmiştik ki zaten uzun uğraşlar sonunda oluşturduğumuz yaklaşık 20 cmlik çaptaki bir ateş ocağının içerisindeki kuru dal parçalarını ve otları tutuşturabilmek, ateş yakabilmek mümkün olmadı. Ortaya çıkarabildiğimiz ufak kıvılcımlar yeterli seviyede bir tutuşma sıcaklığı yaratamadı, zaman zaman gözlemlediğimiz ufak tutuşma benzeri tütmeler heyecanımızı sıcak tutsa da ortam sıcaklığı ve nem, mevsim, rüzgarın durumu bu konudaki çalışmamıza ilişkin başarısızlığın nedeni olabilir diye düşündük, kuzeydoğu yönünden esen sert rüzgarın nemli ortama sert biçimde inmesi, yine mevsimin ve ortamın getirdiği nemlilik (bir su kenarında kamp yaptığımızı belirtmemiştim sanırım) ve yine belki de yeterli miktarda kuru dal parçaları bulamamamız etkili oldu diye düşündük, daha sonra ocağın içine saman kağıtları, yine ufak kağıt parçaları eklememize rağmen tutuşma gerçekleşmedi. Yaklaşık 3 saat süren çabaların nafile olması ateş yakmak konusunda ne zorlu bir işe giriştiğimizi ortaya koymak açısından en önemli kriterdi.

Çakmak taşının bir tahtayı rahatlıkla kesebilir seviyede sertliğe ve keskinliğe sahip olduğunu rahatlıkla denedik, taşın keskin tarafıyla daha yumuşakça bir taşa vurduğumuzda diğer parçanın şeklinde bozulmalar olduğunu yine rahatlıkla gözlemledik. Çeşitli sertliklerde bir çok nesne üzerinde çakmak taşının çok önemli etkiler bıraktığını gördük.

Şimdilerde ilk kampın yorgunluğu geçince heyecanımız hala sıcakkken bir sonraki kampımızı nerelere atacağımızı ve nelerle uğraşacağımızı tartışmaya başladık bile. Hedefler arasında seramik hamurundan kaplar yapmak ve deretaşlarından idoller şekillendirmek, uzun vadedeyse bir ev yapmayı denemek var. Belki sadece toplayıcılıkla beslendiğimiz bir gün geçirmeyi bile düşünebiliriz. Yaratıcı anlamda şunu da deneseydiniz dediğiniz çalışmalar konusundaki tavsiyelerinize de açık olduğumuzu belirtmek isterim, yazıya yorum olarak belirttiğiniz her türlü fikri denemek konusunda oldukça istekli olduğumuzu söylememe gerek var mıdır bilmiyorum.

Obsidyenini bizimle paylaşan değerli hocamız Ahmet Uhri ve her türlü sorumuz karşısında cevaplarını hiçbir zaman bizden esirgemeyen Heval Bozbay hocamıza teşekkürlerimizle.

Orkun Pınar
2.Nisan.2013
Fotoğraflar
Eda Erdoğan

Kerem Önsoy, Orkun Pınar, Ece Dinçerler, Nur Çanka, Eda Erdoğan, Doğancan Aksu, Robin Urtekin.
Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someone