Bir Pazar Günü Emirgan’da Çay, Kahve… ve Beş Bin Yıl Öncesine Kısa Bir Yolculuk

Geçtiğimiz günlerde Sakıp Sabancı Müzesi’nde Karşıdan Karşıya: M.Ö. 3. Bin’de Kiklad Adaları ve Batı Anadolu adlı bir sergi açıldı. Sergide, Atina’daki Ulusal Arkeoloji Müzesi ve N.P. Goulandris Vakfı, Kiklad Sanatı Müzesi ile Türkiye’den başta Anadolu Medeniyetleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzesi ve İzmir Arkeoloji Müzesi olmak üzere daha birçok müzeden ödünç alınan eserler bir araya getirilmiş. Serginin konusu M.Ö. 3. binde Kiklad Adaları ve Batı Anadolu. Dolayısıyla M.Ö. 3. binyıldan itibaren hem Kiklad Adaları, hem de Batı Anadolu’daki yerleşmelerde ortaya çıkarılan pek çok eseri sergide görmek mümkün: İdoller, figürinler; mızrak, hançer, balta gibi silahlar; küpe, bilezik, kolye gibi ziynet eşyaları, gaga ağızlı testiler, iğneler, cımbızlar ve daha birçokları…

Bir diğer önemli husus deneysel arkeoloji kapsamında o zamanki teknoloji kullanılarak bir “Kiklad teknesinin” inşa edilmiş olması. Sergi, müze binasında iki kata yayılmış durumda. Üst katta eserler, alt katta ise gerçek boyutlarda yapılmış olan Kiklad teknesi ile sergide işlenen konuya ilişkin bir video gösteriliyor.

Sergi için hazırlanmış olan bir de katalog var tabii, Türkçe ve İngilizce olarak ayrı ayrı basılmış. Katalogda söz konusu bölgede yıllardan beri araştırma yapan bilim adamları tarafından kaleme alınmış 28 adet makale var. Mimari, seramik, maden işçiliği, taş işçiliği, idoller, ölü gömme gelenekleri, iki bölge (Kikladlar ve Batı Anadolu) arasındaki ticaret işlenen konular arasında.

Bana göre bu serginin en önemli güzelliklerinden biri, özellikle Türkiye’deki pek çok müzeden (Yunanistan’dan sadece iki müzeden eser temin edilmiş durumda) belli bir konuya ilişkin eserlerin bir arada görülebilmesine olanak vermesi. İkincisi, hazırlanmış olan katalogun konuya ilişkin oldukça doygun bilgi içeriyor olması. Üçüncüsü de, bu sergi için inşa edilmiş olan Kiklad teknesi. Bence sadece bu tekneyi görmek için bile sergiye gidilebilir.

Sakıp Sabancı Müzesi, Emirgan’da ve meşhur Çınaraltı’ndan sadece 30-40 m uzaklıkta. Müzede bulunduğum saatlerde sergiyi bizden başka sadece 2 kişi gezmekteydi; dışarıda ise neredeyse “izdiham” noktasına varacak bir insan ve araba trafiği vardı, fakat hepsi civar mekanlarda kahvaltı ya da sadece çay-kahve gibi “etkinlikler” için sırada beklemedeydiler (Tabii belki bundan sonra müzeye de gitmiş olabilirler, bilemem bütün gün orada kalıp kaç kişinin müzeye girdiğine bakmadım). Şimdi kalkıp niye bu ülkede insanlar müze gezmiyorlar diye bildik “ne olacak bu memleketin hali” edebiyatı yapmayacağım. Ama en azından yazın sıcağında azıcık ferahlamak (müze klimalı tabii) ve üstünde yaşadığımız topraklarda günümüzden beş binyıl evvel yaşamış değişik kültürlere ait “şeyleri” görmek için kaçırılmayacak bir fırsat olduğunu düşünüyorum (yine klişe bir şey söylemek zorunda hissettim kendimi:).

Ben müzeyi geçtiğimiz Pazar günü gezdim, eşim ve küçük kızımla birlikte. Yanınızda bir çocukla (kendi çocuğunuz, yeğeniniz olabilir) gittiğinizde bir kişiden para almıyorlar. Eğer bir de benim gibi hala öğrenciyseniz 3 lira veriyorsunuz.

Sergi 28 Ağustos 2011’e kadar gezilebilir. Bence kaçırmayın.

Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterEmail this to someone